Böyle bir ortamdaki erkek çocuk annesiyle babası arasındaki aşkı ve yakınlığı bütün ruhuyla hissettiğinde, onların büyük, kendisinin çocuk olduğunu kolayca kabul edecektir. Zaten kendisine öyle davranılmaktadır. Çocuk olduğu için her zaman önce onun ihtiyaçları karşılanmakta, önce onun iyiliği düşünülmektedir; ona verilen sevgi, anne baba arasındaki sevgiye benzememektedir. Çocuk, ona çocuk olmasının avantajları ve öncelikleri sağlanıp çocuk sevilir gibi sevilirse, ancak o zaman çocuk olduğunu kabul etmek zorunda kalır.
Yine aynı şekilde, bu yapıdaki bir anne babanın çocuğu ebeveynlerinin dürtülerinin kendisine yönelmediğini hisseder ve dürtülerinin karşılıksız kaldığını, anne baba arasındaki dürtüsel sevgi ile kendisine verilen sevginin farklı olduğunu anlar. Bu durumda, erkek çocuğun dürtülerini annesinden çekmekten başka bir çaresi yoktur. Artık bütün çabasını annesinin âşık olduğu baba gibi olmak ve ilerde anneye benzeyen bir kadınla evlenmek konusuna kaydırır. Çocuk bu kararı verdiğinde cinsel konulara merakı azalır, hatta uzak durmaya çalışır. Bu değişimi televizyonlardaki sevişme sahnelerinden rahatsız olmasından, gözlerini kapatmasından anlayabiliriz.
aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ANNELİK VE BABALIK TANIMLARI
Yeterli ve doğru bir annelik ve babalık tanımı yapabilmek için öncelikle “ruhsal yatırım” kavramını ve “sevgi duygusu”nu açmak yerinde olacaktır.
Ruhsal yatırım
Doğduğunda sadece canlı bir varlık olan insanı insanlaştıran etkenin doğumdan sonra annesinden aldıkları olduğunu söylemiştik. Annenin bebeğiyle kurduğu ilişki içinde, öncelikle bebeğin ruhsal malzemesi oluşur fakat aynı zamanda anne, bu ilişki üzerinden bebeğine kendi duygu dünyasından ruhsal malzeme de aktarır. Bebeğin ruhsal malzemesi dediğimiz içerikse, bir yanıyla onun canlılığını muhafaza edebilmesini, acıkmasını, beslenmesini sağlayan enerjidir. Diğer yandan da, bebeğin ruhsal gelişiminin kesintiye uğramaması halinde onun bağlanmasını, sevmesini, haz almasını mümkün kılan bir hale dönüşecek olan enerjidir. Acıkma gibi bedensel ihtiyaçlar dışında bebeğin ruhsal varlığını oluşturacak olan bu enerjiyi, ayrışmış enerji olarak ifade etmek mümkündür. Ayrışmış enerji bebeğin yakın çevresinin, özellikle annesinin sağladığı her türlü olumlu, duyarlı, şefkatli, sıcak, neşeli yaşantıyla, ruhsal yakınlıkla oluşur.
Bebek, annesinin onunla kurduğu ilişki sayesinde ilk aylardan itibaren bu olumlu yaşantıları “iyi” tanımı altında biriktirmeye ve bu alan üzerinden haz duyabilen, annesinden başlamak üzere başkalarıyla ve dünyayla ilişki kurabilen bir varlık haline gelmeye başlar. Bu sayede anne, bebeği için ne oranda iyi ve duyarlı bir anne olabiliyorsa, onun doğumla birlikte getirdiği ham malzemesini o oranda hayata, yaşamaya ve gelecekte sevebilen bir varlık olmaya uygun şekilde ayrıştırır. Anlaşılacağı gibi anne, bebeğin ve giderek çocuğun ruhsal malzemesinin hem niteliğini hem de miktarını oluşturur.
ANNELER VE OĞULLARI
Öncelikle, erkek çocuğun gelişme sürecine kısaca bir göz atıp uygun bir perspektif oluşturmaya çalışalım. Kız ya da erkek, bebeğin anneyle azami ruhsal ilişkiye ihtiyaç duyduğu ilk dokuz ay, bebeklik dönemidir. Bu dönemde bebek anneyle bir bütündür. Normal gelişen bir bebek dokuzuncu aydan sonra annesiyle kendisinin ayrı varlıklar olduğunu kavrar ve bu, bebekte anneye karşı haset duygusunu açığa çıkarır. Bununla beraber bebeğin iç dünyasında anneyle çatışma başlar. Bu aynı zamanda, bebekte anneye bağımlılıkla beraber ondan kurtulma arzularının da oluştuğu dönemdir. Yürümeyle birlikte bebek/çocuk anneden uzaklaşma imkânı bulur ve çocukluk çağı başlar.
Bu dönemden itibaren, biyolojik gelişmeye de paralel olarak kız ve oğlan çocuk yapıları arasındaki farklar belirginleşir. Yürümeye başlayan çocuk için annesinin yerini dış dünya almaya başlamıştır. Yürüme çabası ve sonrasında epey bir canı yanan çocuk nihayet dış dünyanın tehlikeli bir yer olduğunu, annesi gibi şefkatli olmadığını anlar. Böylece, kendisine hiçbir şey olmayacağını sanan, tehlike duygusunu, yanmayı, çarpmayı, yaralanmayı tanımayan, ilk başlarda canı yansa da bunu inkâr eden çocuk nihayet aciz olduğunu, bakıma ve korunmaya ihtiyacı olduğunu kabullenir. Bu aşama bütün bebeksi, yüksek narsisistik içerikli (her şey olmak, her istediği olmak, her istediğini yapabilmek, her istediğinin olması, her şeyi kontrol edebilmek… gibi) fantezilerin geride bırakılması ve sağlıklı bir insan olmanın yolunun açılması demektir. Bu döneme, “erken çocukluk” denir ve 1 yaş ile 2,5 yaşına kadar olan süreyi kapsar.
Çocuk ruhsal olarak yeterince güçlenemediyse, yeterli annelik alamadıysa, bu dönemde dış dünyayla sağlıklı bir ilişki yapılandıramaz. Özellikle dış dünyaya yönelik olma vasfı ağır basan erkek çocuk böyle bir durumda fiziki gerçeklik karşısında ürkek, çekingen, denemek istemeyen bir yapı geliştirir. Her yeni durum büyük bir korku sebebidir, dolayısıyla bir türlü dış dünyaya yönelemez, yönelmek de istemez. Yaşıtlarıyla arasındaki mesafe giderek büyür. Örneğin bu durumdaki bir çocuk, yaşı ilerlediği halde bir türlü yuvaya veya okula gitmek istemez ya da çok zor gider.
Çocuk ruhsal olarak yeterince güçlenemediyse, yeterli annelik alamadıysa, bu dönemde dış dünyayla sağlıklı bir ilişki yapılandıramaz. Özellikle dış dünyaya yönelik olma vasfı ağır basan erkek çocuk böyle bir durumda fiziki gerçeklik karşısında ürkek, çekingen, denemek istemeyen bir yapı geliştirir. Her yeni durum büyük bir korku sebebidir, dolayısıyla bir türlü dış dünyaya yönelemez, yönelmek de istemez. Yaşıtlarıyla arasındaki mesafe giderek büyür. Örneğin bu durumdaki bir çocuk, yaşı ilerlediği halde bir türlü yuvaya veya okula gitmek istemez ya da çok zor gider.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)