çatışma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çatışma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Hâkim duygu ve duygusal çatışma

Duygular, kişinin davranışlarının amaçlı olabilmesi için gereklidir. Aksi takdirde ya kişi ne yapacağını bilemez ya da hayatı sürekli kendi kendini tekrar eden bir oyuna dönüşür; monoton, sıkıcı, anlamsız ve heyecansız bir hayat yaşanır. Duygu dünyalarıyla ilişkisini kesmiş insanların kendilerini bir oyunun içindeymiş gibi hissettiklerini, hem kendilerinin hem de hayatlarının hakikiliğini algılayamadıklarını ve sıklıkla anlamsızlık ve yabancılaşma duygularının ortaya çıktığını görürüz. Duyguların kullanılamamasının kişiyi ne kadar işlevsiz hale getirdiği konusundaki en görünür durumlardan biri, iki zıt duygunun aynı anda hissedildiği duygusal çatışmalardır. Duygusal çatışmaların en yoğun olduğu durumlarda kişilik bütünleşmesi tamamlanmamıştır; kişinin bir tarafı bir şey isterken, başka bir tarafı tam tersini istemektedir. Çatışma durumları, bir duygunun öne çıkıp belli bir amaca doğru hareket edilmesini sağlayamamasının örneklerini oluşturur.
Bazen de gerçekçi tarafımız ile fantezi dünyamız arasındaki çatışma bizde acılı bir kararsızlık durumu oluşturur. Bir hasta, beraber olduğu kız arkadaşıyla ilgili olarak büyük bir kararsızlık içindeydi; onunla evlenme isteğiyle ayrılma isteği arasında gidip geliyordu. Şikâyetlerinden, kadın arkadaşını fantezilerindeki ilişkiyi oluşturamayacak birisi olarak değerlendirdiği fakat bir yandan da kadına, ondan ayrılmakta zorlanacağı bir ruhsal yatırımı yapabildiği anlaşılıyordu. Aslında hasta kız arkadaşını seviyordu ama fantezilerini de seviyordu ve bunlardan vazgeçemiyordu. Bu durum hastada birbiriyle çelişen duygular uyandırıyordu. Aslında hastanın gerçeğe yönelmiş tarafıyla fantezilerinden vazgeçemeyen tarafı arasındaki çatışma gerçeklik sevgisinin artmasıyla çözülür ve kişilik bütünleşmesinin önündeki engel kalkmış olur. Bir tarafımız bir şey, başka bir tarafımız da onun tam tersi bir şey söylediğinde, bir duygunun öne çıkarak yönlendirici olamadığı bir durumla karşı karşıyayız demektir. Bu durum bizi karar veremeyecek, iş göremeyecek bir hale getirir.

3 yaş civarının nesne ilişkileri

Kız çocuk, annesinin kendisini eksik doğurmuş olduğuna karar verdiğinde ona karşı öfkesi artmıştı ve kendisini eksik bulması onda narsisistik bir yaralanma oluşturuyordu. Kız çocuk bu durumu annesi tarafından pipi sahibi olmaya uygun ve layık bulunmamış, değer verilmemiş olmak şeklinde değerlendirir. Bu yeni durum kız çocuğunu daha öfkeli, daha hassas, daha kıskanç ve kırılgan yapar. Üstelik annesine duyduğu öfkeyi belli etmesi de çok tehlikelidir çünkü anne çocuğun gözünde çok güçlüdür, kadiri mutlak/omnipotandır ve çocuk ona muhtaç olduğunun farkındadır.
Kız çocuk, annesine karşı öfke ve kırgınlık içerisindeyken, aslında onun da pipisi olmadığını, pipisi olanın baba olduğunu değerlendirmeye başlar ve anne, giderek kız çocuğuna eksik ve yetersiz görünür. Bu durumda, çocuk zaten çekmeye başladığı omnipotansını annesinde tutamaz. Normal gelişen bir çocuk, bu dönemde etrafındaki diğer çocuklara ilgi duymaya da başlamıştır. Bir yandan dış dünyaya yönelmesi, diğer yandan annesinin de pipisinin olmadığını anlaması ve ona duyduğu öfke ile kız çocuk omnipotansını, bu koşullarda tam ve eksiksiz olarak algıladığı babasına aktarır.
Böylece kız çocuk babasına, bir yandan onunla tamamlanmak istediği için dürtüsel ilgisini kaydırmış, diğer yandan da korunma ihtiyacını yönlendirmiş olur. Bunun sonucunda, kız çocuğunda daha güçlü ve daha tam olanı sevmek gibi bir yapı oluşur. Babaya bu yönelim, o sırada dürtülerin cinsel bölgelerde yoğunlaşmış olmasına bağlı olarak dürtüsel bir aşkın ilk taslağı olacaktır. Böylece kız çocuk için dürtü nesnesi, aynı zamanda omnipotansını aktaracağı kişi de olmaktadır. Bu yüzden, kadınlar hayatlarındaki erkeğin güçsüz olduğunu anladıklarında dürtüleri onlardan çekilmeye başlar. Onları sevseler bile, bu dürtüsel bir sevgi olamaz. Nitekim kadınlar güçlü olana daha fazla ruhsal yatırım yaparlar çünkü güçlü bir erkeğe yapılan ruhsal yatırımın içinde dürtüsel bir yatırım da vardır.
Kız çocukların anneyle ilgili yaşadıkları hayal kırıklığı ve öfke, onların daha tam ve daha güçlü olanı daha çok sevmek gibi bir özellik oluşturmalarına sebep olmakla birlikte, çocuk günlük hayatında annesinin sevgisine ve bakımına ihtiyacı olduğunu da algılar. Dolayısıyla bir yandan öfke ve kırgınlık, bir yandan da duyduğu ihtiyaç çocuğu zorlar ve annesiyle ilişkisini çatışmalı bir hale sokar. Bu nedenle kadınların kendi cinsleriyle ilişkileri çatışmalıdır. Birbirlerine olan sevgileri ya bütünleşme ve birbirinin bir tanesi olma biçimindedir ya da rekabet ağır basar.

Üçlü ilişki ve vasıfları

Ödipal dönemin bir insanın oluşumuna en büyük katkısı, ilk kez gerçek anlamda bir üçlü ilişkiye girme deneyimi olmasıdır. Çocuğun üçlü ilişkiye geçebilmesi için, öncelikle anne baba arasında birbirlerine yüksek bir ruhsal yapabilmiş bir sevgi ve işbirliği ilişkisinin olması gerekir. Bu dönem öncesinde çocuk annesiyle ikili bir ilişki içinde var olmuştur. İkili ilişki, anne çocuk ilişkisinin karakteristiğidir; ben-sen ilişkisidir, üçüncü bir kişiyi kapsamaz. Üçüncü kişi devamlı fazlalık, ikili ilişkiyi tehdit eden ve kıskançlık uyandıran bir unsurdur.
İkili ilişki karakteristiğinin değiştirilemediği durumlarda üçüncü kişiyle kurulan ilişki bu sefer de diğerini dışarıda bırakır ve yine ikili olarak devam eder. Örneğin çocuk babaya yöneldiğinde bu sefer de anne ilişkinin dışında tutulur. İkili ilişki biçimi insanın karşısındaki varlıkla ya bütünleşmek ve onunla birbirinin parçası olmak ya da birbirinin biriciği olmak ereği üzerinedir. İkili ilişki, içinde hep bir yok edicilik potansiyeli barındırır; hasedin uyanması veya birbirinin içinde eriyip kaybolma tehdidi taşır. Bu sıkıntılarına rağmen ikili ilişki ayrılabilirlik içermez. Ayrılma, et ve tırnağın ayrılması gibi olur. Birbirine karşı nefrete dönüşse bile ikili ilişkide ayrılmak son derece zordur. Ayrılma çoğu zaman ikili üçlenerek, yani bir üçüncü kişiye tutunarak sağlanır.
Çocuk 3 yaşına gelene kadar anneyle ikili ilişki biçimi üzerinden yaşarken, ister kız çocuğu olsun ister erkek, babanın da katılmasıyla ilişki, üçlü ilişkiye dönüşür; “anne-çocuk-baba” ilişkisi veya dış dünyada “sen-ben-o” ilişkisi haline gelir. Üçlü ilişkinin nihai biçimi ben-sen-birlikte ürettiğimiz şeklindedir. Üretim ise, işbirliği içinde gerçekleştirilen, emek verilen herhangi bir iş, çalışma vs olabileceği gibi, nihai biçimi, çocuktur.