kaka etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kaka etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Yeterliliğin gelişmesi ve zaman kavramı

Tehlikeler karşısında duyulan korku temel olarak insanı, elbette çocuğu da dış dünyanın güçlüklerinin altından kalkmaya zorlar. Diğer korkulardan en belirgin farkı, öğrenmeye ve gelişmeye zorlamasıdır. İnsan tedbirler alarak, temkinli olmayı öğrenerek ve yeterliliklerini artırarak tehlikeler karşısında duyduğu korkuyu azaltabilir ve denetim altına alabilir. Tehlikeleri azaltabilmek için, yapılacak bir eylemin ne gibi tehlikeler getirebileceğinin öngörülebilmesi gerekir. Öngörülerse, ancak daha önceki tecrübelerden yararlanılarak geliştirilebilir. Ayrıca kişi, söz konusu eyleme ne kadar hazır olduğunu da doğru kestirmelidir. Gerekirse dinlenmeyi ya da yardım istemeyi ya da vazgeçmeyi bilmek zorundadır. “Ben yaparım”, “ben kazanırım”, “benim istediğim olur” diyen böbürlenmeci bir tutumun yerini aklı başında, gücünü doğru tartan ve en verimli, en gerçekçi yolu bulmaya çalışan bir tutum ve bu tutumu üreten bir yapı alır.

Omnipotans dönemi ve tuvalet terbiyesi

Bizim kültürümüzde tuvalet terbiyesi ortalama olarak 1,5-2,5 yaş arasında verilir. Halbuki bu dönemde çocukların dürtüleri, daha önce yoğunluklu olarak bulunduğu ağızdan ve vücut yüzeyinden bağırsaklara ve anüs bölgesine erişmiştir. Normal gelişen 2 yaş çocuğu için vücudun en önemli haz alanı, anüs ve kalın bağırsakların rektum denen son kısmıdır. Çocuğun bağırsaklarının dolu olması ve “kaka” yapma anı dürtüsel bir haz üretir. Bu durumda, anüsün ve kakanın haz üretme alanı haline gelmesi çocuğun dikkatini kakasına çevirmesine neden olur.
Çocuğun kakasıyla oynamak, sağa sola bulaştırmak, kakasıyla övünmek, kokusundan, miktarından hoşlanmak gibi duyguları ve eğilimleri oluşur. İnsanoğlunun kendisine haz veren nesneleri aşırı biçimde yatırımlandırma ve yüceltme özelliği burada da görülür; çocuk, kakasına neredeyse âşık olur. Kaka bir anlamda çocuğun kendi ürettiği bir şey, kendisine ait bir yaratıdır. Kaka sevgisi sonraları, oluşturduğumuz şeyleri, eserlerimizi sevmeye yatkınlık şeklinde, insan tabiatının bir özelliği olarak sürer gider.

Obsesif kişilik

Obsesif kişilik özellikleri, mükemmeliyetçi ve titiz yapıdaki annenin çocuğun tuvalet terbiyesini onun doğal eğilimlerine zıt eğilimler yaratmaya çalışarak çözme çabasından kaynaklanır. Aslında çocuk daha kakasını bırakmaya hazır değilken, iğrendirilerek bırakmaya zorlanmış, örtülü bir şiddete maruz kalmıştır. Elbette annenin bu özellikleri gerek bebeklikte, gerek 3 yaşından sonra hayatın değişik alanlarında etkisini sürdürecek ve çocuğun kişilik yapılanmasını ileride de şekillendirecektir. Bu yüzden, obsesif kişilik özelliğini tuvalet terbiyesinden çok, belli özellikleri olan annelere bağlamak eğilimindeyim. Bu yapıdaki annenin mükemmeliyetçiliğinden ve titizliğinden kaynaklanan problemler en bariz biçimde, kadın 2 yaş çocuğuna annelik yaparken görünür hale gelir. Annenin problemlerini çocuğun yapısındaki hasarda yeniden görürüz.
Tuvalet terbiyesinin daha geç verildiği toplumlardaki insanlar farklı özellikler gösterir. Örneğin bir batı Afrika ülkesi olan Senegal’de çocuğun kakasını kendisinin söylemesi ve bırakması bekleniyor. Çocuklar tuvalet kullanmaya ortalama 4 yaş civarında başlıyor, ondan önce çocukların altını bağlıyorlar. Bu ülkedeki yaşam biçimine baktığınızda, her yerin akşam saatindeki bir pazaryeri gibi olduğunu fakat çöplerden kimsenin rahatsız olmadığını, yemek pişirilen yerle yıkanılan yerin aynı olabildiğini görürsünüz. Bizim temizlik ve düzen ölçülerimize hiç uymadıklarını, bize göre çok pis ve düzensiz olduklarını söyleyebileceğimiz bu insanlar son derece sevecen, yumuşak, iyi niyetli, güler yüzlü, canlı ve neşeliler. Freud’un 1900’lerin başlarında söylediği gibi, tuvalet terbiyesiyle temizlik, titizlik, düzenlilik, hatta mükemmeliyetçilik arasında net bir ilişki vardır. Bu ilişkiyi gerek insanların bireysel özelliklerinde, gerekse toplumların ve kültürlerin farklılıklarında gözlemleyebiliriz.
Genelde, yoğun iç çatışmaların insan tabiatından uzaklaşarak çözülmek zorunda kalınmasının sonuçları olarak görülen obsesif yapıda kişi sevilebilir ya da mükemmel olmak adına kendi hakikatinden uzaklaşmıştır. Kakaya duyulan büyük ilginin, hatta aşkın kakadan nefret ettirilerek, iğrenilecek bir nesneye dönüştürülerek çözümlenmesi şeklindeki orijinal deneyimin ardından kişi karakterini, bu çözümü kalıcı kılmak ve herhangi bir denetimsizliğe düşmemek üzere şekillendirmiştir.