Kapılara takılan kilitler, kaleler, ordular, silahlar, tüm bunlar dünyayı kendimiz ve sorumluluğunu üstlendiğimiz, yatırım yaptığımız insanlar için daha az tehlikeli bir hale getirmek üzere bulduğumuz yollardır. Kendini güven içinde hissetme ihtiyacı çok temel, yaşamsal bir ihtiyaçtır. Ortam buna uygun değilse, tehlike varsa, ortaya korku çıkar. Korkunun uzaması, azaltılacak veya ortadan kaldırılacak bir yolun bulunamaması, “kendini kötü hissetme” duygusunun oluşmasına yol açar ve kişi giderek işlev göremez hale gelir. Bu durum kişinin “kendini kötü hissetmekten kaçınma” düzeyine inmesine, bir başka ifadeyle ruhsal regresyona yol açar. Uzayan gerginlik tekrar fantezi dünyasına kayarak azaltılmak zorunda kalınır; kişi, “yok canım, bana bir şey olmaz, olacak olsa şimdiye kadar olurdu,” demeye başlar.
“Hayatta kalma dürtüsü” tarafından yönetilen kişilik yapılanması tehlikelerin kabulü üzerine oturduğu için, bu insanlarda korku duygusu büyük bir yer tutar; bu kişilik organizasyonunu “korkudan kaçınmaya çalışmak” olarak da nitelendirebiliriz. Korku, daha çok tehlikeler karşısında duyulan türdendir ve kaçınma davranışı olarak kendini geliştirmek, yeterliliğini artırmak, bütün kötü ihtimallere hazır olmak, her şeyi denetim altında tutmaya çalışmak, para biriktirmek ve harcamamak, bütün kurallara harfiyen uyarak tehlikelerden kaçınmak gibi yollar bulunur. Bu yolların bir kısmı kişinin donanımının hayat gerçeğine uygun hale gelmesini ve ruhen gelişmenin sürmesi sağlarken, bir kısmı da obsesif (takıntılı) kişilik yapısının oluşmasına yol açar.
obsesif etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
obsesif etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Obsesif kişilik
Obsesif kişilik özellikleri, mükemmeliyetçi ve titiz yapıdaki annenin çocuğun tuvalet terbiyesini onun doğal eğilimlerine zıt eğilimler yaratmaya çalışarak çözme çabasından kaynaklanır. Aslında çocuk daha kakasını bırakmaya hazır değilken, iğrendirilerek bırakmaya zorlanmış, örtülü bir şiddete maruz kalmıştır. Elbette annenin bu özellikleri gerek bebeklikte, gerek 3 yaşından sonra hayatın değişik alanlarında etkisini sürdürecek ve çocuğun kişilik yapılanmasını ileride de şekillendirecektir. Bu yüzden, obsesif kişilik özelliğini tuvalet terbiyesinden çok, belli özellikleri olan annelere bağlamak eğilimindeyim. Bu yapıdaki annenin mükemmeliyetçiliğinden ve titizliğinden kaynaklanan problemler en bariz biçimde, kadın 2 yaş çocuğuna annelik yaparken görünür hale gelir. Annenin problemlerini çocuğun yapısındaki hasarda yeniden görürüz.
Tuvalet terbiyesinin daha geç verildiği toplumlardaki insanlar farklı özellikler gösterir. Örneğin bir batı Afrika ülkesi olan Senegal’de çocuğun kakasını kendisinin söylemesi ve bırakması bekleniyor. Çocuklar tuvalet kullanmaya ortalama 4 yaş civarında başlıyor, ondan önce çocukların altını bağlıyorlar. Bu ülkedeki yaşam biçimine baktığınızda, her yerin akşam saatindeki bir pazaryeri gibi olduğunu fakat çöplerden kimsenin rahatsız olmadığını, yemek pişirilen yerle yıkanılan yerin aynı olabildiğini görürsünüz. Bizim temizlik ve düzen ölçülerimize hiç uymadıklarını, bize göre çok pis ve düzensiz olduklarını söyleyebileceğimiz bu insanlar son derece sevecen, yumuşak, iyi niyetli, güler yüzlü, canlı ve neşeliler. Freud’un 1900’lerin başlarında söylediği gibi, tuvalet terbiyesiyle temizlik, titizlik, düzenlilik, hatta mükemmeliyetçilik arasında net bir ilişki vardır. Bu ilişkiyi gerek insanların bireysel özelliklerinde, gerekse toplumların ve kültürlerin farklılıklarında gözlemleyebiliriz.
Genelde, yoğun iç çatışmaların insan tabiatından uzaklaşarak çözülmek zorunda kalınmasının sonuçları olarak görülen obsesif yapıda kişi sevilebilir ya da mükemmel olmak adına kendi hakikatinden uzaklaşmıştır. Kakaya duyulan büyük ilginin, hatta aşkın kakadan nefret ettirilerek, iğrenilecek bir nesneye dönüştürülerek çözümlenmesi şeklindeki orijinal deneyimin ardından kişi karakterini, bu çözümü kalıcı kılmak ve herhangi bir denetimsizliğe düşmemek üzere şekillendirmiştir.
Tuvalet terbiyesinin daha geç verildiği toplumlardaki insanlar farklı özellikler gösterir. Örneğin bir batı Afrika ülkesi olan Senegal’de çocuğun kakasını kendisinin söylemesi ve bırakması bekleniyor. Çocuklar tuvalet kullanmaya ortalama 4 yaş civarında başlıyor, ondan önce çocukların altını bağlıyorlar. Bu ülkedeki yaşam biçimine baktığınızda, her yerin akşam saatindeki bir pazaryeri gibi olduğunu fakat çöplerden kimsenin rahatsız olmadığını, yemek pişirilen yerle yıkanılan yerin aynı olabildiğini görürsünüz. Bizim temizlik ve düzen ölçülerimize hiç uymadıklarını, bize göre çok pis ve düzensiz olduklarını söyleyebileceğimiz bu insanlar son derece sevecen, yumuşak, iyi niyetli, güler yüzlü, canlı ve neşeliler. Freud’un 1900’lerin başlarında söylediği gibi, tuvalet terbiyesiyle temizlik, titizlik, düzenlilik, hatta mükemmeliyetçilik arasında net bir ilişki vardır. Bu ilişkiyi gerek insanların bireysel özelliklerinde, gerekse toplumların ve kültürlerin farklılıklarında gözlemleyebiliriz.
Genelde, yoğun iç çatışmaların insan tabiatından uzaklaşarak çözülmek zorunda kalınmasının sonuçları olarak görülen obsesif yapıda kişi sevilebilir ya da mükemmel olmak adına kendi hakikatinden uzaklaşmıştır. Kakaya duyulan büyük ilginin, hatta aşkın kakadan nefret ettirilerek, iğrenilecek bir nesneye dönüştürülerek çözümlenmesi şeklindeki orijinal deneyimin ardından kişi karakterini, bu çözümü kalıcı kılmak ve herhangi bir denetimsizliğe düşmemek üzere şekillendirmiştir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)