tanrı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tanrı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

II. BÖLÜM: ÜÇ HÂKİM DUYGU-ÜÇ BÜYÜME DÖNEMİ - I KENDİNİ KÖTÜ HİSSETMEKTEN KAÇINMA

Kendini kötü hissetme deneyimini anlamaya çalıştığımızda, bu duygunun her durumda ve her insanda aynı biçimde yaşanmadığını, şiddetinin ve duygusal içeriğinin farklılıklar taşıdığını görürüz. İnsanın, sözgelimi zamanının ve enerjisinin büyük bir bölümünü yatırdığı işinde terfi etme beklentilerinin boşa çıkmasının ardından hissettikleriyle, sokakta herhangi biriyle yaptığı bir tartışma sonucunda hissettiği şeyler bir değildir. Aynı şekilde, yok olma korkuları fazla olan bir insanla bu korkuları geride bırakmış bir insanın herhangi bir tartışmanın ardından hissettikleri aynı değildir. Fakat hangi güçte olursa olsun, bütün kötü hissetme hallerinin bağlandığı temel bir zemin vardır: Aslında ya umduğumuz kadar mükemmel değilizdir ve umduğumuz kadar beğenilmiyoruzdur veya fantezisini kurduğumuz kadar güven içinde ve güçlü değilizdir. Kendimize kurduğumuz ve doğruluğuna inandığımız birçok inanç, hayatla yüzleşmemiz sonucu sarsılır; o an adı tam konamayan öfkeli, sıkıntılı, gerginlik oluşturan ve korku da içeren bir duygu içimizi kaplar.
Böyle bir yüzleşme anında kendimizi kötü hissetmemizin dozunun belirleyicisi, gündemi oluşturan konuya olan yatırımımızın ölçüsü ve hayat gerçekliğine ne ölçüde uygun olduğumuzdur. Mantıken, öfkemizi ya yüzleşmeye neden olan kişiye yönelterek ya da bir haksızlığa maruz kaldığımıza inanmaya, böylece öfkenin kendimize dönmesinden kaçınmaya çalışarak yüzleşmenin şiddetini azaltma yoluna gideriz. Yetişkin olma durumu ve yaşantıları bu zemini örtmüş gibi görünse, mantığımız başka şeyler söylese de bütün kendini kötü hissetme deneyimleri, şizofreni gibi uç deneyimlerin dışında, asla yok olmayacak olan bebeksi çekirdekten gelir. Elbette mantıklı düşünceler içimizdeki bebeğe hitap etmez; o, kendisine söyleneni değil, yaşadığını bilir. Başlangıçtan itibaren bebeğin en temel iki duygusu kendini iyi hissetmek -huzurlu ve öfkesiz olmak- ve öfke, sıkıntı, korku ve gerginlik oluşturan enerji ortaya çıktığında da kendini kötü hissetmektir.

Tanrı krallar dönemi

İlkel toplumlardaki klan örgütlenmesi tarımsal üretime geçilmesiyle ortadan kalkmıştır. Üretimin depolanabilir ve satılabilir hale gelmesi bir artıdeğer, yani servet oluşturulmasına yol açmış, bu durum servetin artırılmasını, korunmasını ve dağıtılmasını, yani devlet örgütlenmesini gündeme getirmiş, ortaya krallar çıkmıştır. Devlet örgütlenmesi kapsamında toplumsal iş bölümü artmış, rahip ve memur sınıfları oluşmuş, ordular kurulmuştur. Servet ya sıradan insanların emeğinin büyük kısmının gasp edilmesi ve onlara hayatta kalabilmelerini sağlayacak kadarının bırakılmasıyla ya da çevre ülkelerin fethedilmesiyle artırılmaya çalışılmıştır. Böylece, gücün ve iktidarın sadece hayatta kalmak için değil servet sahibi olmak için de kullanıldığı sınıflı toplumlar tarihi başlamıştır.
İlk sınıflı toplumlarda en alt kesimle en üst kesim arasındaki yüksek hiyerarşi farkı çok belirgindir. Toplumun en üstündeki kral, Tanrı yerine konmuştur; en altta ise hiçbir hakkı olmayan kul vardır. Bir toplumun öfke düzeyi ne kadar yüksekse, hiyerarşik ayrım da o kadar belirgin olur. Üsttekiler her zaman haklıdır ve onlardan hesap sorulamaz, alttakilerin kaderi ise güçlülerin elindedir. Bunun en uç örneğini Azteklerin “Tanrı krallarında” görüyoruz. Bu sistemde herkes kralın Tanrı olduğuna, onun her istediğinin olacağına ve ölümsüz olduğuna inanıyordu. Bu duruma toplumsal bir delilik demek yanlış olmaz. Ben bu durumu, öfke düzeyi çok yüksek olmasına rağmen birbirini amaçsız bir biçimde yok etmeden bir arada yaşayabilen insanların oluşturduğu bir toplumsal yapının en uç örneği olarak görüyorum. Öfke düzeyinin biraz daha yüksek olması toplum içerisinde uygulanan açık bir yamyamlığa yol açacaktır ve bir arada yaşama imkânı kalmayacaktır.