İlkel toplumlardaki klan örgütlenmesi tarımsal üretime geçilmesiyle ortadan kalkmıştır. Üretimin depolanabilir ve satılabilir hale gelmesi bir artıdeğer, yani servet oluşturulmasına yol açmış, bu durum servetin artırılmasını, korunmasını ve dağıtılmasını, yani devlet örgütlenmesini gündeme getirmiş, ortaya krallar çıkmıştır. Devlet örgütlenmesi kapsamında toplumsal iş bölümü artmış, rahip ve memur sınıfları oluşmuş, ordular kurulmuştur. Servet ya sıradan insanların emeğinin büyük kısmının gasp edilmesi ve onlara hayatta kalabilmelerini sağlayacak kadarının bırakılmasıyla ya da çevre ülkelerin fethedilmesiyle artırılmaya çalışılmıştır. Böylece, gücün ve iktidarın sadece hayatta kalmak için değil servet sahibi olmak için de kullanıldığı sınıflı toplumlar tarihi başlamıştır.
İlk sınıflı toplumlarda en alt kesimle en üst kesim arasındaki yüksek hiyerarşi farkı çok belirgindir. Toplumun en üstündeki kral, Tanrı yerine konmuştur; en altta ise hiçbir hakkı olmayan kul vardır. Bir toplumun öfke düzeyi ne kadar yüksekse, hiyerarşik ayrım da o kadar belirgin olur. Üsttekiler her zaman haklıdır ve onlardan hesap sorulamaz, alttakilerin kaderi ise güçlülerin elindedir. Bunun en uç örneğini Azteklerin “Tanrı krallarında” görüyoruz. Bu sistemde herkes kralın Tanrı olduğuna, onun her istediğinin olacağına ve ölümsüz olduğuna inanıyordu. Bu duruma toplumsal bir delilik demek yanlış olmaz. Ben bu durumu, öfke düzeyi çok yüksek olmasına rağmen birbirini amaçsız bir biçimde yok etmeden bir arada yaşayabilen insanların oluşturduğu bir toplumsal yapının en uç örneği olarak görüyorum. Öfke düzeyinin biraz daha yüksek olması toplum içerisinde uygulanan açık bir yamyamlığa yol açacaktır ve bir arada yaşama imkânı kalmayacaktır.