Yok edici öfkenin, yansıtılmaya başlanmasıyla beraber miktarı ve içeriğiyle ilişkili olarak çeşitlilikler gösterdiği anlaşılmaktadır. Bu konunun üzerinde durmak bize, fazla miktarda olduğu durumlarda bu öfkenin gösterim biçimlerinin neler olabileceğine, hangi tip korkuların hangi düzeyde öfkeye tekabül ettiğine dair çok önemli ipuçları verecektir. Bunlar küçük çocukları ve akıl hastalığı düzeyine yakın problemleri olan insanları ve insanoğlunun gelişim sürecini anlamamızı kolaylaştıracaktır.
Yansıtılan öfkenin yok ediciliği ve arkaik (bebeksi) özelliklerinin belirginliği nispetinde ortaya, insanı dehşetle titretebilecek bir korku çıkar. Öfke ne kadar arkaikse, korkulan nesneler o oranda bu dünyaya ait olmaktan çıkar ve cinlere, kötü ruhlara, hayaletlere, şeytana dönüşür ya da durum nazara, büyüye bağlanır. Korku, hasede uygun olarak yenilme, ısırılarak parçalanma; yok olma korkusuna uygun olarak da karadelik içine çekilerek yok olma, sislerin içinde kaybolma, öbür tarafa çekilme gibi içeriklerdedir. Çocukluk dönemi söz konusu olduğunda, bu korkular çocukların yalnız kalamamasına, karanlıktan korkmalarına yol açar; bu yüzden çocuklar anne babalarına büyük bir ihtiyaç duyarlar çünkü onların yanındayken korkularının geçtiğini fark ederler. Anne babanın çocuk üzerindeki şekillendirici gücü tamamen çocuğun bu korku dolu gerçekliğinden kaynaklanır. Çocuğun asıl büyük korkusu anne babanın kendisini bırakması, sevmemesidir.
ilkel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ilkel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Klan örgütlenmesi
İlk insan topluluklarını oluşturan atalarımız içlerindeki yok edici öfkeyi yaşadıkları toplumun dışına yansıtarak birbirlerine zarar vermeden yaşamayı becerebilmişlerdi. Böylece bulundukları toplumun dışı/klanın dışı çok tehlikeli bir hale geliyordu ama içerisi güvenli kalmış oluyordu. Dış dünyanın bu kadar tehlikeli hale gelmesi bir arada yaşamayı da bir zarurete dönüştürür ve toplum dışına atılmak, klan örgütlenmesinde yaşayan insanlar için en korkutucu durumdur. Büyük olasılıkla, sürüler halinde yaşayan hayvanların dünyasında da benzer bir durum geçerlidir.
Hayvanların benlik bilinci olmadığı için, sürü içerisinde kendilerini diğerlerinden ayırt edemeyebilirler ama sürü dışında kendilerininkinden ayrı bir dünya olduğunu hissedebilecekleri, kendi türlerine özgü donanıma sahiptirler. Onların da bir arada kalmalarını sağlayan şey sürünün dışındaki dünyaya yansıttıkları öfke olabilir. Fakat bir arada yaşayan hayvanların, insanlardan farklı olarak bir uygarlık geliştirememelerinin nedeni, esas olarak bir kendilik bilincine sahip olmamaları, dolayısıyla kendilerini diğerlerinden ayırt edememeleri, kendilerini bölünmez bir bütünlüğün parçaları olarak algılamaları olabilir. Bu durumda sürü içinde yaşayan hayvanlar, cinsiyetlerine ve güçlerine göre kendilerine anneleri tarafından öğretilen rolü itirazsız yerine getiriyor olmalı.
Hayvanların benlik bilinci olmadığı için, sürü içerisinde kendilerini diğerlerinden ayırt edemeyebilirler ama sürü dışında kendilerininkinden ayrı bir dünya olduğunu hissedebilecekleri, kendi türlerine özgü donanıma sahiptirler. Onların da bir arada kalmalarını sağlayan şey sürünün dışındaki dünyaya yansıttıkları öfke olabilir. Fakat bir arada yaşayan hayvanların, insanlardan farklı olarak bir uygarlık geliştirememelerinin nedeni, esas olarak bir kendilik bilincine sahip olmamaları, dolayısıyla kendilerini diğerlerinden ayırt edememeleri, kendilerini bölünmez bir bütünlüğün parçaları olarak algılamaları olabilir. Bu durumda sürü içinde yaşayan hayvanlar, cinsiyetlerine ve güçlerine göre kendilerine anneleri tarafından öğretilen rolü itirazsız yerine getiriyor olmalı.
Tanrı krallar dönemi
İlkel toplumlardaki klan örgütlenmesi tarımsal üretime geçilmesiyle ortadan kalkmıştır. Üretimin depolanabilir ve satılabilir hale gelmesi bir artıdeğer, yani servet oluşturulmasına yol açmış, bu durum servetin artırılmasını, korunmasını ve dağıtılmasını, yani devlet örgütlenmesini gündeme getirmiş, ortaya krallar çıkmıştır. Devlet örgütlenmesi kapsamında toplumsal iş bölümü artmış, rahip ve memur sınıfları oluşmuş, ordular kurulmuştur. Servet ya sıradan insanların emeğinin büyük kısmının gasp edilmesi ve onlara hayatta kalabilmelerini sağlayacak kadarının bırakılmasıyla ya da çevre ülkelerin fethedilmesiyle artırılmaya çalışılmıştır. Böylece, gücün ve iktidarın sadece hayatta kalmak için değil servet sahibi olmak için de kullanıldığı sınıflı toplumlar tarihi başlamıştır.
İlk sınıflı toplumlarda en alt kesimle en üst kesim arasındaki yüksek hiyerarşi farkı çok belirgindir. Toplumun en üstündeki kral, Tanrı yerine konmuştur; en altta ise hiçbir hakkı olmayan kul vardır. Bir toplumun öfke düzeyi ne kadar yüksekse, hiyerarşik ayrım da o kadar belirgin olur. Üsttekiler her zaman haklıdır ve onlardan hesap sorulamaz, alttakilerin kaderi ise güçlülerin elindedir. Bunun en uç örneğini Azteklerin “Tanrı krallarında” görüyoruz. Bu sistemde herkes kralın Tanrı olduğuna, onun her istediğinin olacağına ve ölümsüz olduğuna inanıyordu. Bu duruma toplumsal bir delilik demek yanlış olmaz. Ben bu durumu, öfke düzeyi çok yüksek olmasına rağmen birbirini amaçsız bir biçimde yok etmeden bir arada yaşayabilen insanların oluşturduğu bir toplumsal yapının en uç örneği olarak görüyorum. Öfke düzeyinin biraz daha yüksek olması toplum içerisinde uygulanan açık bir yamyamlığa yol açacaktır ve bir arada yaşama imkânı kalmayacaktır.
İlk sınıflı toplumlarda en alt kesimle en üst kesim arasındaki yüksek hiyerarşi farkı çok belirgindir. Toplumun en üstündeki kral, Tanrı yerine konmuştur; en altta ise hiçbir hakkı olmayan kul vardır. Bir toplumun öfke düzeyi ne kadar yüksekse, hiyerarşik ayrım da o kadar belirgin olur. Üsttekiler her zaman haklıdır ve onlardan hesap sorulamaz, alttakilerin kaderi ise güçlülerin elindedir. Bunun en uç örneğini Azteklerin “Tanrı krallarında” görüyoruz. Bu sistemde herkes kralın Tanrı olduğuna, onun her istediğinin olacağına ve ölümsüz olduğuna inanıyordu. Bu duruma toplumsal bir delilik demek yanlış olmaz. Ben bu durumu, öfke düzeyi çok yüksek olmasına rağmen birbirini amaçsız bir biçimde yok etmeden bir arada yaşayabilen insanların oluşturduğu bir toplumsal yapının en uç örneği olarak görüyorum. Öfke düzeyinin biraz daha yüksek olması toplum içerisinde uygulanan açık bir yamyamlığa yol açacaktır ve bir arada yaşama imkânı kalmayacaktır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)