Kendini kötü hissetme deneyimini anlamaya çalıştığımızda, bu duygunun her durumda ve her insanda aynı biçimde yaşanmadığını, şiddetinin ve duygusal içeriğinin farklılıklar taşıdığını görürüz. İnsanın, sözgelimi zamanının ve enerjisinin büyük bir bölümünü yatırdığı işinde terfi etme beklentilerinin boşa çıkmasının ardından hissettikleriyle, sokakta herhangi biriyle yaptığı bir tartışma sonucunda hissettiği şeyler bir değildir. Aynı şekilde, yok olma korkuları fazla olan bir insanla bu korkuları geride bırakmış bir insanın herhangi bir tartışmanın ardından hissettikleri aynı değildir. Fakat hangi güçte olursa olsun, bütün kötü hissetme hallerinin bağlandığı temel bir zemin vardır: Aslında ya umduğumuz kadar mükemmel değilizdir ve umduğumuz kadar beğenilmiyoruzdur veya fantezisini kurduğumuz kadar güven içinde ve güçlü değilizdir. Kendimize kurduğumuz ve doğruluğuna inandığımız birçok inanç, hayatla yüzleşmemiz sonucu sarsılır; o an adı tam konamayan öfkeli, sıkıntılı, gerginlik oluşturan ve korku da içeren bir duygu içimizi kaplar.
Böyle bir yüzleşme anında kendimizi kötü hissetmemizin dozunun belirleyicisi, gündemi oluşturan konuya olan yatırımımızın ölçüsü ve hayat gerçekliğine ne ölçüde uygun olduğumuzdur. Mantıken, öfkemizi ya yüzleşmeye neden olan kişiye yönelterek ya da bir haksızlığa maruz kaldığımıza inanmaya, böylece öfkenin kendimize dönmesinden kaçınmaya çalışarak yüzleşmenin şiddetini azaltma yoluna gideriz. Yetişkin olma durumu ve yaşantıları bu zemini örtmüş gibi görünse, mantığımız başka şeyler söylese de bütün kendini kötü hissetme deneyimleri, şizofreni gibi uç deneyimlerin dışında, asla yok olmayacak olan bebeksi çekirdekten gelir. Elbette mantıklı düşünceler içimizdeki bebeğe hitap etmez; o, kendisine söyleneni değil, yaşadığını bilir. Başlangıçtan itibaren bebeğin en temel iki duygusu kendini iyi hissetmek -huzurlu ve öfkesiz olmak- ve öfke, sıkıntı, korku ve gerginlik oluşturan enerji ortaya çıktığında da kendini kötü hissetmektir.
oryantasyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
oryantasyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
"İyi" ve "kötü" imgeleri
Bebekte oluşmaya başlayan saf dürtü ve saf öfke alanları, bebeğin “iyi” ve “kötü” imgelerini de oluşturur. Haz kapasitesiyle doğrudan ilişkili olan “iyi” imgesi haz veren, bebeğin bütünleşmek istediği, parçası olmaya büyük özlem duyduğu bir yaşantıdır. Bu imgenin kalıcı hale gelmesi, zihin dediğimiz alanın da oluşmasını sağlar. Kokusuyla, sesiyle, bedeniyle, görüntüsüyle algıladığı somut annenin yanı sıra bebeğin iç dünyasında soyut bir anne, anne imgesi oluşmaya başlar. “İyi anne” imgesi, anne yokken de bebeğin annesiz kalmamasını sağlayacaktır. Bu gelişme bebeğin her an anneye sahip olması anlamına gelir, dolayısıyla birçok aksaklığa karşı daha dayanıklı olacaktır.
Bebeğin iç dünyasında bir iyi anne imgesinin oluşması, aynı zamanda iç dünyasında dış dünyanın bir temsilinin yaratılması anlamına gelir. Bunun devamı, zihnin ve dış dünyadaki nesnelerin sembollerinin oluşması şeklinde olacaktır. Bebekte düşünme, dil kullanımı gibi özelliklerle, bir kültür varlığı olmak dediğimiz yapının malzemeleri oluşmaktadır.
Bebeğin iç dünyasında bir iyi anne imgesinin oluşması, aynı zamanda iç dünyasında dış dünyanın bir temsilinin yaratılması anlamına gelir. Bunun devamı, zihnin ve dış dünyadaki nesnelerin sembollerinin oluşması şeklinde olacaktır. Bebekte düşünme, dil kullanımı gibi özelliklerle, bir kültür varlığı olmak dediğimiz yapının malzemeleri oluşmaktadır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)