omnipotan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
omnipotan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Yok edici/yıkıcı öfke

Orijinal ruhsal enerjinin ruhsal alana çıkmasıyla oluşan duygu karışımı içindeki en önemli iki öğe, öfke ve yok olma korkusudur. Buradaki yok olma korkusu, şiddetli öfkeden kaynaklanır; her tarafa yönelebilen bu öfke öznenin kendisine döndüğünde “yok olma” ve “hiç olma” durumu yaratır. Bundan da anlaşılıyor ki, orijinal ruhsal enerjinin içerisindeki öfkenin henüz hedefi oluşmamıştır. Belirsizlik ve amaçsızlık, yok edici öfkenin tanımlanmasını da imkânsız hale getirir; o kadar yakıcıdır ki, bu yakıcılıktan başka bir tanımı kaldırmaz. Üzerinde herhangi bir hâkimiyet kurmak da olanaksızdır.
Orijinal ruhsal enerjiye yakın öfke bir an kişinin kendisine, bir an dış dünyaya yönelir ve döner durur; dolaysız sonucu, akıl hastalığıdır. Ruhsal yapılanma, yansıtılamayacak kadar hareketli ve tanımsız olan bu öfkeyle inkâr, omnipotan kontrol, yansıtma gibi savunmalar kullanarak baş etmeye çalışır. Akıl hastalığının bütün çeşitleri, aslında bu taşınamaz ve kaldırılamaz orijinal enerjinin yok ediciliğine karşı birer savunmadır. Savunma mekanizmaları çeşitli klinik tabloların oluşmasını sağlar. Hasta bazen kendisini neredeyse Allah olarak tanımlar ve buna inanır; bazen dış dünyanın yerine kendi fantezi dünyasını koyar ve dünyayla bütün ilişkisini keser; bazen de hiçbir ihtiyacını hissedemez hale gelerek neredeyse cansız bir nesne gibi olmaya yönelir.

Dönüşümün temel dinamiği olarak korku

Kapılara takılan kilitler, kaleler, ordular, silahlar, tüm bunlar dünyayı kendimiz ve sorumluluğunu üstlendiğimiz, yatırım yaptığımız insanlar için daha az tehlikeli bir hale getirmek üzere bulduğumuz yollardır. Kendini güven içinde hissetme ihtiyacı çok temel, yaşamsal bir ihtiyaçtır. Ortam buna uygun değilse, tehlike varsa, ortaya korku çıkar. Korkunun uzaması, azaltılacak veya ortadan kaldırılacak bir yolun bulunamaması, “kendini kötü hissetme” duygusunun oluşmasına yol açar ve kişi giderek işlev göremez hale gelir. Bu durum kişinin “kendini kötü hissetmekten kaçınma” düzeyine inmesine, bir başka ifadeyle ruhsal regresyona yol açar. Uzayan gerginlik tekrar fantezi dünyasına kayarak azaltılmak zorunda kalınır; kişi, “yok canım, bana bir şey olmaz, olacak olsa şimdiye kadar olurdu,” demeye başlar.
“Hayatta kalma dürtüsü” tarafından yönetilen kişilik yapılanması tehlikelerin kabulü üzerine oturduğu için, bu insanlarda korku duygusu büyük bir yer tutar; bu kişilik organizasyonunu “korkudan kaçınmaya çalışmak” olarak da nitelendirebiliriz. Korku, daha çok tehlikeler karşısında duyulan türdendir ve kaçınma davranışı olarak kendini geliştirmek, yeterliliğini artırmak, bütün kötü ihtimallere hazır olmak, her şeyi denetim altında tutmaya çalışmak, para biriktirmek ve harcamamak, bütün kurallara harfiyen uyarak tehlikelerden kaçınmak gibi yollar bulunur. Bu yolların bir kısmı kişinin donanımının hayat gerçeğine uygun hale gelmesini ve ruhen gelişmenin sürmesi sağlarken, bir kısmı da obsesif (takıntılı) kişilik yapısının oluşmasına yol açar.

Omnipotan fantezinin ya da hasedin dönüşümü

İnsan hayatının en kritik dönemeçlerinden biri, çocukluk döneminde, fantezideki “bana bir şey olmaz, istediğimi yapabilirim,” içeriğine inanmayı bırakmasıdır. Bu gerçekleştiğinde, çocuk korunmaya ihtiyacı olduğunu, ancak kendisini koruyan annesinin yanında güven içerisinde olacağını ve korkudan kurtulabileceğini anlamış demektir. Oyun oynarken ya da çok zorlandığında rahatlayabilmek için yine bu fantezileri kurar ama artık bunun bir hayal olduğunu bilmektedir.
Çocuğun omnipotansını annesine aktararak onu yeniden “her şey” yapması, sevgisini ve korumasını hak etmek için onu “Allahlaştırdığı”, onun kulu olmayı kabullendiği anlamına gelir. “Allahlaştırma” ifadesi abartılı gelebilir, ancak o yaştaki çocuğun kendisinden beklediklerini annesinden beklemeye başlaması halinde ortaya çıkan durum tam da budur. Ancak çocuk, annesinden ihtiyaç duyduğu anlayışı ve himayeyi alabiliyorsa omnipotansını ona tam olarak aktarabilir. Bu olduğunda çocuğun narsisistik sisteminde muazzam bir dönüşüm ve küçülme meydana gelir. Bunu yapabilen çocuk annesine haset duymaktan kesin olarak kurtulur. Annesi başkadır, kendisi başkadır; “o, büyüktür, her şeyi bilendir, onu yaratmış olan ve hayatta tutandır”. Çocuğun anneyle ilişkisinde böyle bir kategorik farklılık oluşması, daha sonraki hayat döneminde babasını da kabullenebilmesini sağlar ve ebeveynlerine eş olamayacağı algısının ön hazırlığını oluşturur.