psikotik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
psikotik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Yok edici/yıkıcı öfke

Orijinal ruhsal enerjinin ruhsal alana çıkmasıyla oluşan duygu karışımı içindeki en önemli iki öğe, öfke ve yok olma korkusudur. Buradaki yok olma korkusu, şiddetli öfkeden kaynaklanır; her tarafa yönelebilen bu öfke öznenin kendisine döndüğünde “yok olma” ve “hiç olma” durumu yaratır. Bundan da anlaşılıyor ki, orijinal ruhsal enerjinin içerisindeki öfkenin henüz hedefi oluşmamıştır. Belirsizlik ve amaçsızlık, yok edici öfkenin tanımlanmasını da imkânsız hale getirir; o kadar yakıcıdır ki, bu yakıcılıktan başka bir tanımı kaldırmaz. Üzerinde herhangi bir hâkimiyet kurmak da olanaksızdır.
Orijinal ruhsal enerjiye yakın öfke bir an kişinin kendisine, bir an dış dünyaya yönelir ve döner durur; dolaysız sonucu, akıl hastalığıdır. Ruhsal yapılanma, yansıtılamayacak kadar hareketli ve tanımsız olan bu öfkeyle inkâr, omnipotan kontrol, yansıtma gibi savunmalar kullanarak baş etmeye çalışır. Akıl hastalığının bütün çeşitleri, aslında bu taşınamaz ve kaldırılamaz orijinal enerjinin yok ediciliğine karşı birer savunmadır. Savunma mekanizmaları çeşitli klinik tabloların oluşmasını sağlar. Hasta bazen kendisini neredeyse Allah olarak tanımlar ve buna inanır; bazen dış dünyanın yerine kendi fantezi dünyasını koyar ve dünyayla bütün ilişkisini keser; bazen de hiçbir ihtiyacını hissedemez hale gelerek neredeyse cansız bir nesne gibi olmaya yönelir.

Paranoid sendromlar

Paranoid sendromlarda yok edici öfke artık kendilikte bir parçalanma oluşturacak düzeyde değildir çünkü bebekliğin 6-9 ay arası öfke düzeyine tekabül eder. Bu durumda hasta yansıtma savunma mekanizmasını işlevsel biçimde kullanabilmekte, dışarı atılan öfke kendiliğin korunmasını sağlamakta ve yok olma korkularını giderebilmektedir. Yansıtma mekanizması daha çok dışa atma olarak bebekliğin başlangıcından beri kullanılsa da, esas olarak bebeğin annesiyle kendisini ayrıştırmaya başladığı süreçlerde olgunlaşır, yani yansıtmanın etkin şekilde kullanılabilmesi için, bebekte “iç” ve “dış” gerçeklik algısının oluşmuş olması gerekir. Bebek daha önce kendisine iyi gelen nesneleri içine alıyor, kötü gelen ve gerginlik oluşturan nesneleri, kaka yapar gibi kendisinin dışına atıyordu. Yansıtma savunmasıyla bu dışa atma hızlanır.
Yok edici öfkeyi artıran her durum yansıtılan öfkeyi de artırır ve kişinin kendisine bir yansıtma nesnesi aramasına yol açar. Bu mekanizmayı kullanan kişi zaten dünyada “kötü” aramaktadır. Bazen haset ettiği kişiyi düşman ilan eder, bazen de yakınında bulunan ve önceden çatışma yaşadığı kişileri yansıtma nesnesi haline getirir; yansıtma nesnesini tehlikeli bulduğu, korktuğu ve düşman olduğu bir kişiye dönüştürür. Bu durum bazen, hastanın tehlikeli olarak algıladığı kişiyi yok etmek istemesi ve hatta bu isteği eyleme dökmesi gibi sonuçlara yol açabilir.
Paranoid sendromları paranoid şizofreniden ayıran en önemli fark, yok edici öfkenin daha az olması ve ruhsal regresyonun da bebekliğin 9. ayı civarına kadar inmesidir. 9. ay regresyon düzeyinde kendilik sınırları çizilmiştir. Yansıtma nesneleri kötü niyetli ve düşman insanlar olarak tanımlanmıştır. Şizofrenide olduğu gibi insanüstü ya da doğaüstü nitelikleri yoktur. Ayrıca paranoid sendromlarda, kendilikte parçalanma belirtisi olan sanrılar genel olarak görülmez çünkü bu düzeyde kendilik önemli ölçüde bütünleşmiştir. Bütün bu nedenlerle paranoid sendromlar daha hafif geçer ve çok büyük bir ruhsal travma oluşturmaz. Böyle olunca da hastanın ciddi bir yıkıma uğramadan psikotik dönemin dışına çıkması mümkün olur.
Psikotik dönem dışında da bu hastalar kuşkucu, alıngan, örtülü bir megalomaniye sahip, rekabete girdikleri insanları kolaylıkla düşman olarak görmeye müsait bir yapıda olurlar. Çoğu zaman titiz ve çalışkandırlar, kendilerince meşguliyetleri, özel olarak ilgilendikleri konular vardır, toplumun dışında kalmayı tercih ederler. Bu hastalar, hastalık dönemlerinde çevreleri için ciddi tehlike oluşturabilirler. Onun dışında kendi dünyalarında, kendi meşguliyetleri içinde sorun yaratmadan yaşamayı becerebilirler.

Psikotik depresyon (majör depresyon)

Majör depresyon adı altında toplanan depresyonlar yoğun bir sıkıntı duygusu, büyük bir karamsarlık, ağır bir günahkârlık duygusu içerir. Bu boyutlardaki bir klinik tablo kişiyi uyuyamaz, iş güç yapamaz, kimseyle ilişki kuramaz hale getirir. Umutsuzluk, çaresizlik, suçluluk duyguları ve buna eklenen sıkıntı duygusu kişide ciddi intihar düşünceleri oluşturur. Yaşanabilecek en ağır kendini kötü hissetme durumlarından birini, bu tip depresyonlar oluşturur. Psikotik depresyonda çok ağır bir öfke, kişinin kendisine yönelmiştir; kaynağı ise sevgi nesnesine karşı duyulan hasettir. Hasedin öfkesi, kişi beklediği kadar iyi olamadığı için kendisine dönmüştür. Ortaya çıkan belirtiler bir yandan hastanın kendisiyle ilgili hayal kırıklığının ve kendisine duyduğu öfkenin tezahürleridir, bir yandan da “iyiliği” yok etmek istediği için günahkârlık duygusudur. Bu öfke, oluşan depresyon tablosundaki intihar eğilimlerinde de görüldüğü gibi, yok edici niteliktedir.
Hastanede çalıştığım dönemde psikiyatri servisine yatırılmış olan bir hasta yemeyi, içmeyi ve konuşmayı reddediyordu. Müthiş bir sıkıntı, gerginlik ve korku içindeydi; bağlandığı yatağında sıkıntısından suya batmış gibi terliyordu. İlaçlarla biraz açılıp konuşmaya başladığında, kendisinin çok günahkâr olduğunu, Peru’daki depremin (o sıralarda Peru’da büyük bir deprem olmuştu) kendisi yüzünden olduğunu, yemek yemeye, su içmeye layık olmadığını, bir an önce ölmesi gerektiğini, aksi takdirde başka felaketlerin de olacağını söylüyordu. Bu tip hastalarda intihar eğilimi çok yüksektir. Bu hastalar, hasetleri yüzünden bütün iyilikleri yok edeceklerini ve çok kötü olduklarını zannederler. 9 aylık bebeğin, annesiyle kendisinin ayrı varlıklar olduğunu anladığında annesine haset ettiği döneme takılıp kalmışlardır ve hasetleriyle annelerine zarar verdikleri duygusuna sahiptirler. Gerçekten de, bahsettiğim hastanın annesi o on aylıkken ölmüştü ve annesinin kendi hasedi yüzünden öldüğünü zannediyordu. Daha sonra teyzeleri ona sadece bakım vermiş ve çocukla bir ilişki oluşturamamışlardı.

YETİŞKİNLİK DÖNEMİNİN OMNİPOTANSA İLİŞKİN SORUNLARI

Psikotik olmayan mani ve depresyon

Psikotik olmayan mani hastalarının ruh hali, 1 yaşında yürümeye başlayan, her istediğini yapabileceğine, her istediğinin olacağına inanan çocuğun durumuna çok benzer. Bu insanlar büyük bir coşkuyla hareket halindedirler. 1 yaşındaki çocukla psikotik olmayan mani arasındaki bu aşikâr benzerlik, omnipotan fantezilere olan inançlarıdır. Psikotik olmayan majör depresyonlarda ise kaybedilen omnipotan fantezilerin yası tutulmaktadır. Bu veriler bize, psikotik olmayan manik-depressif hastalığın 1-1,5 yaş arası dönemin problemlerine dönüş olduğunu göstermektedir. Hastalık, omnipotansın kazanılması (mani), kaybedilmesi (depresyon) dönemlerinin birbirini izlemesi şeklinde seyreder. Hastanın yok edici öfkesini harekete geçiren bir şey olduğunda, öfkesi 1-1,5 yaş arasının düzeyine gelecek kadar arttığında oluşan regresyon, çocuklukta çözümlenip geride bırakılamamış omnipotansın aktarılamaması problemini yeniden ruhsal alana çıkarmakta ve bir hastalık tablosu görülmektedir.