Normal gelişen bir bebek, 9. ay civarında artık annesiyle kendisinin ayrı varlıklar olduğunu algılamaya başlar. Bu algı, bebeğin fantezi dünyası için çok büyük bir darbe oluşturur çünkü bütünleşme dönemi boyunca kendisinin annesiyle beraber “her şey “olduğuna inanmıştır. Bunun böyle olmadığını algılamak bebeğin fantezi dünyasının büyük bir gürültüyle çökmesine sebep olur; ya annesi “her şey” olacaktır ya da kendisi.
Dışarıdan bakıldığında bebek elbette bağımlıdır ama bunu 9. aya doğru kavramaya başlar ve benimsemek de istemez. Aklı tekrar Tanrı olmaktadır. Dolayısıyla karşılaştırmalar yapmaya da başlar. Bu dönemde, kendisinden ayrı bir varlık olan annesinin, kendisinin yapamadığı şeyleri yapabildiğini artık görmektedir. Kendisi yürüyemezken annesi yürür, kendisinin çıkarabildiğinden daha farklı ve fazla sesler çıkarır, daha büyüktür vb. Bu fark edişlerin ezici etkisi altında, bebeğin, kendisinin “her şey olduğuna”, “her istediği olabileceğine” dair inançları kesin bir biçimde sarsılır. Fantezi dünyasını ayakta tutamamak ve bu fantezinin yıkılması büyük bir narsisistik çöküş oluşturur; bu da, 9 aylık bebeğin ruhsal alanına öfke-dürtü karışımı halindeki orijinal ruhsal enerjinin dolmasına yol açar.
haset etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
haset etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yansıtılan öfke ve ötekileştirme
Orijinal ruhsal enerjinin dönüşmüş, yani öfke içeriğinde azalma olmuş bu biçiminde öfke yine yok edicidir ama dış dünyaya atılmıştır. Burada bebeğin, meme emmenin, gaz çıkarmanın rahatlatıcı olduğu deneyimleri sonrasında öğrendiği “rahatlatıcı olanı içine almak-gerginlik vereni dışarı atmak” olarak tanımlanabilecek, “iyi olanı içeri al, kötü olanı dışarı at” pompası çalışmaktadır. Öfke dışarı atıldığında, doğal olarak dışarısı öfkeli olarak algılanacaktır. Fakat öfkenin bu şekilde dışarı atılabilmesi için tanımlı ve yöneltilebilecek hale gelmesi gerekir. Haset duygusunun oluştuğu bir ruhsal düzey üzerinden biçimlendiği için, bu öfkenin nesnesini yok etme içeriği vardır. Öyleyse şöyle bir sınıflama yapabiliriz: Orijinal ruhsal enerji bu düzeyde işlendiğinde bir kısmı dış dünyaya “yöneltilir”, bir kısmı yine dış dünyaya “atılır” (yansıtılır), bir kısmı ise kişinin kendisine yöneltilir (yok olma korkuları sürer).
Öfkenin dış dünyaya yöneltilmesiyle yansıtılması arasında büyük fark vardır. Öfke dış dünyaya yöneltildiğinde, dış dünya öfkenin hedefi haline gelir. Yansıtıldığında ise dış dünya çok öfkeli, yani çok tehlikeli olarak algılanır; kişi dış gerçekliği öfke ve tehlikeyle dolu bir hale getirmiş olur. Böylece öfke kişinin hissettiği bir duygu olmaktan çıkıp, tehlikelerle dolu ve büyük bir korkuya yol açan bir dış dünya algısına dönüşür. Yansıtılmış öfkenin nesnesi olan her durum, tekinsizlik duygusu yaratır, bu anlamda, dünya tekinsiz bir yer haline gelir.
“Yansıtma” savunma mekanizması, “öfkeli olmanın” psikolojik yapılanma üzerinde yarattığı gerginliği azaltır ve böylece kişinin dikkati düzelir, çalışabilecek hale gelir. Ancak bu sefer de korkusu artmıştır. Öfkenin yansıtılabilir hale geldiği her durumda zaten yok olma korkusu, sıkıntı ve gerginlik duyguları sürmektedir.
Öfkenin dış dünyaya yöneltilmesiyle yansıtılması arasında büyük fark vardır. Öfke dış dünyaya yöneltildiğinde, dış dünya öfkenin hedefi haline gelir. Yansıtıldığında ise dış dünya çok öfkeli, yani çok tehlikeli olarak algılanır; kişi dış gerçekliği öfke ve tehlikeyle dolu bir hale getirmiş olur. Böylece öfke kişinin hissettiği bir duygu olmaktan çıkıp, tehlikelerle dolu ve büyük bir korkuya yol açan bir dış dünya algısına dönüşür. Yansıtılmış öfkenin nesnesi olan her durum, tekinsizlik duygusu yaratır, bu anlamda, dünya tekinsiz bir yer haline gelir.
“Yansıtma” savunma mekanizması, “öfkeli olmanın” psikolojik yapılanma üzerinde yarattığı gerginliği azaltır ve böylece kişinin dikkati düzelir, çalışabilecek hale gelir. Ancak bu sefer de korkusu artmıştır. Öfkenin yansıtılabilir hale geldiği her durumda zaten yok olma korkusu, sıkıntı ve gerginlik duyguları sürmektedir.
Bir şizofreni vakası üzerinden yok edici öfke
Bebeklik dönemi dışında kullanılan yansıtma mekanizması insanı yerinde duramayacak, düşünemeyecek, iş yapamayacak, herhangi bir konuya dikkatini veremeyecek hale gelmekten korur. Kişi daha işlevsel olabilir. Fakat bu savunma kullanıldığında dış gerçekliğin nasıl olduğundan çok daha korkutucu ve tekinsiz bir hale geldiğini, büyük miktardaki yok edici öfkenin olduğu durumlarda dünyanın nasıl cehenneme döndüğünü ayrıntılı olarak ele almıştım. Bu durumu, son derece trajik bir biçimde ortaya koyan bir vaka üzerinden örnekleyerek anlatmak istiyorum.
Söz konusu hasta H. 20’li yaşlarının başında genç bir erkekti ve şizofrenik bir tablo geliştirmişti. Hasta 13-14 yaşlarındayken anne ve babasıyla çocuğun sorunları üzerine görüşmeler yapmıştık. O zamanlar arkadaşlık kuramayan, daha çok evde oturmayı tercih eden, can sıkıntısını bilgisayar oyunlarıyla gideren bir çocuktu. Okulda çok sessiz ve uysal, evde ise her istediğini yaptırmak isteyen ve özellikle babasına yaptıran bir çocuktu. O zamandan aklımda kalan, annesinin elinden çıkan hiçbir şeyi yememesiydi. Genel olarak yemekle ilgili sorunları vardı, ayrıca ya babası ya da kendisi, ona özel yemek yapıyordu. Ergenlik çağındaki bedensel değişiklerle beraber bazen çok çirkin olduğunu, kafasının büyüdüğünü, kaşlarının çok çirkin olduğunu söylemeye başlamıştı. Bu dönemlerde evden çıkmak istemiyor, okula da zorla gidiyordu.
Söz konusu hasta H. 20’li yaşlarının başında genç bir erkekti ve şizofrenik bir tablo geliştirmişti. Hasta 13-14 yaşlarındayken anne ve babasıyla çocuğun sorunları üzerine görüşmeler yapmıştık. O zamanlar arkadaşlık kuramayan, daha çok evde oturmayı tercih eden, can sıkıntısını bilgisayar oyunlarıyla gideren bir çocuktu. Okulda çok sessiz ve uysal, evde ise her istediğini yaptırmak isteyen ve özellikle babasına yaptıran bir çocuktu. O zamandan aklımda kalan, annesinin elinden çıkan hiçbir şeyi yememesiydi. Genel olarak yemekle ilgili sorunları vardı, ayrıca ya babası ya da kendisi, ona özel yemek yapıyordu. Ergenlik çağındaki bedensel değişiklerle beraber bazen çok çirkin olduğunu, kafasının büyüdüğünü, kaşlarının çok çirkin olduğunu söylemeye başlamıştı. Bu dönemlerde evden çıkmak istemiyor, okula da zorla gidiyordu.
YOK EDİCİ ÖFKENİN DİĞER GÖRÜNÜMLERİ
İçe kapanma
Bir insanın kendilik duygusunun oluşması, bununla beraber duyduklarına, gördüklerine, kendi deneyimlerine, duygularına güvenmesi, ihtiyaçlarını benimsemesi, bunları var oluşunun temel yapılarına dönüştürmesi, bebeklikte annesinin ona yaptığı yatırımla başlar. Bu yatırımın ilk 9 ayda, anneyle bütünleşme dönemindeki bölümü kendilik oluşumu için kullanılır. İçe kapanmaya yatkınlık da aslında kendine ve ihtiyaçlarına yatırımı zayıf olan insanlarda görülür; temel olarak yakınlığa, ilgiye, bir insana olan ihtiyacın hissedilmez hale gelmesiyle başlar. İçe kapanan insanın ya kendi gerçeğine, bununla beraber ihtiyaçlarına yatırımı azdır ya da sevgi nesnesine karşı duyduğu büyük miktardaki narsisistik öfke ona olan ihtiyacını yok saymaya dönmüştür. Dolayısıyla içe kapanan kişilerin iki grup oluşturduğunu söyleyebiliriz: Kendilerine yatırımı az olanlar ve narsisistik öfkesinin kendi ihtiyaçlarını yok etmeye yönelttiği insanlar.
Her iki içe kapanma biçiminde de yapı bebeklik sürecinde oluşmuştur. İhtiyaçların benimsenmesindeki sorunla birlikte görülen ilk “içe kapanma” biçiminde bebek annesinden sevgi almış ama ondan ihtiyaçlarına karşı, ona ihtiyaçlarıyla bağlanacak kadar duyarlılık görememiştir. Sonuçta da insanlara bağlanma kapasitesi düşük bir çocuk haline gelmiştir fakat bu yapıdaki insanlar birçok entelektüel, felsefi konuya bağlanabilir ve o konuda derinleşebilirler. Bunun yanı sıra, bir duyarsızlığa ve sevgisizliğe maruz kaldıklarında ihtiyaçlarını hissedemez hale gelir, insan ilişkilerinden çekilirler. Ağır bir biçimde içlerine kapandıklarında hayatla bütün ilişkileri bozulur. Herhangi bir şeye yatırım yapamadıkları için hiçbir şeyle meşgul olamamaya başlarlar ve en ağır durumda hayatla bütün bağları kopar. Bu yapıdaki insanlara “şizoid yapılı” denir.
Bir insanın kendilik duygusunun oluşması, bununla beraber duyduklarına, gördüklerine, kendi deneyimlerine, duygularına güvenmesi, ihtiyaçlarını benimsemesi, bunları var oluşunun temel yapılarına dönüştürmesi, bebeklikte annesinin ona yaptığı yatırımla başlar. Bu yatırımın ilk 9 ayda, anneyle bütünleşme dönemindeki bölümü kendilik oluşumu için kullanılır. İçe kapanmaya yatkınlık da aslında kendine ve ihtiyaçlarına yatırımı zayıf olan insanlarda görülür; temel olarak yakınlığa, ilgiye, bir insana olan ihtiyacın hissedilmez hale gelmesiyle başlar. İçe kapanan insanın ya kendi gerçeğine, bununla beraber ihtiyaçlarına yatırımı azdır ya da sevgi nesnesine karşı duyduğu büyük miktardaki narsisistik öfke ona olan ihtiyacını yok saymaya dönmüştür. Dolayısıyla içe kapanan kişilerin iki grup oluşturduğunu söyleyebiliriz: Kendilerine yatırımı az olanlar ve narsisistik öfkesinin kendi ihtiyaçlarını yok etmeye yönelttiği insanlar.
Her iki içe kapanma biçiminde de yapı bebeklik sürecinde oluşmuştur. İhtiyaçların benimsenmesindeki sorunla birlikte görülen ilk “içe kapanma” biçiminde bebek annesinden sevgi almış ama ondan ihtiyaçlarına karşı, ona ihtiyaçlarıyla bağlanacak kadar duyarlılık görememiştir. Sonuçta da insanlara bağlanma kapasitesi düşük bir çocuk haline gelmiştir fakat bu yapıdaki insanlar birçok entelektüel, felsefi konuya bağlanabilir ve o konuda derinleşebilirler. Bunun yanı sıra, bir duyarsızlığa ve sevgisizliğe maruz kaldıklarında ihtiyaçlarını hissedemez hale gelir, insan ilişkilerinden çekilirler. Ağır bir biçimde içlerine kapandıklarında hayatla bütün ilişkileri bozulur. Herhangi bir şeye yatırım yapamadıkları için hiçbir şeyle meşgul olamamaya başlarlar ve en ağır durumda hayatla bütün bağları kopar. Bu yapıdaki insanlara “şizoid yapılı” denir.
3 yaş civarının dürtüsel durumu
3 yaş civarındaki bir çocuğun dünyasında oluşan dürtüsel gelişmeler, onun kısa bir zaman içinde büyük bir değişim yaşamasına neden olur. Sinir sisteminin olgunlaşması ve üreme bölgesindeki sinirlerin miyelinizasyonunun tamamlanması üreme bölgesinin ve cinsel organların duyarlılık kazanmasına ve haz alabilecek hale gelmesine yol açar. Böylece çocuğun dikkati cinsel bölgelere çekilir ve cinsel farklılıkları algılamaya başlar. Haz, öfkeden ayrışmış dürtünün en dolaysız kullanımı ile üreyen bir zevktir ve daha önce vücudun başka yerlerinden alınırken, 3 yaşında cinsel bölgelerden de alınabilecek hale gelmiştir.
Hatırlanacağı gibi, çocuğun gelişim sürecinde haz merkezleri de değişiyordu, ancak dürtünün varlığı ile haz arasında doğrudan bir ilişki yoktur; dürtü, haz kapasitesi olmadan da vardır ve öfkeyle ne kadar karışıksa, haz kapasitesi de o kadar düşüktür. “Orijinal ruhsal enerji” bölümünden de hatırlanacağı gibi, haset enerjisi temelde anne bebek ilişkisi ve bütünleşme sayesinde ayrışıyor, saf dürtü ve saf öfke alanı oluşuyordu. Enerji, beslenme, banyo, oyun gibi yaşantılar üzerinden de dönüşüyordu; bir başka ifadeyle, saf dürtü alanı oluşmaktan çok, öfke miktarı azalmış ama yine de öfke içeriği olan bir enerji türü oluşuyordu. Bu anlamda, burada öfkeli dürtü ya da haz kapasitesi düşük dürtü olarak ifade ettiğim, dönüşmüş enerjidir. Çocuk anneyle yeterince bütünleşememiş, ayrışmış enerji alanı sınırlı kalmıştır.
Dürtünün öfkeyle karışık olması, cinsel bölgelere erişimini azaltır, yani cinsel bölgelerde yoğunlaşan dürtünün miktarı az olur. Bu yapıdaki bir çocuk ödipal döneme yüzeysel bir biçimde girer ve bu dönemden büyüyerek çıkması beklenemez. Biyolojik olarak çocuğun cinsel bölgelerinde dürtüsel bir duyarlılık oluşmuştur ama bu duyarlılık kendisine bir nesne arayacak nitelikte değildir. Zaten çocuğun öfkesi çok yüksek olduğu için, cinsel fanteziler ya öfke içerikli olacaktır ya da insan içermeyecek, tamamen çocukluk mastürbasyonu kalitesinde olacaktır. Bu cinsellik nesnesiz -oto-erotik- bir içerik taşır.
Hatırlanacağı gibi, çocuğun gelişim sürecinde haz merkezleri de değişiyordu, ancak dürtünün varlığı ile haz arasında doğrudan bir ilişki yoktur; dürtü, haz kapasitesi olmadan da vardır ve öfkeyle ne kadar karışıksa, haz kapasitesi de o kadar düşüktür. “Orijinal ruhsal enerji” bölümünden de hatırlanacağı gibi, haset enerjisi temelde anne bebek ilişkisi ve bütünleşme sayesinde ayrışıyor, saf dürtü ve saf öfke alanı oluşuyordu. Enerji, beslenme, banyo, oyun gibi yaşantılar üzerinden de dönüşüyordu; bir başka ifadeyle, saf dürtü alanı oluşmaktan çok, öfke miktarı azalmış ama yine de öfke içeriği olan bir enerji türü oluşuyordu. Bu anlamda, burada öfkeli dürtü ya da haz kapasitesi düşük dürtü olarak ifade ettiğim, dönüşmüş enerjidir. Çocuk anneyle yeterince bütünleşememiş, ayrışmış enerji alanı sınırlı kalmıştır.
Dürtünün öfkeyle karışık olması, cinsel bölgelere erişimini azaltır, yani cinsel bölgelerde yoğunlaşan dürtünün miktarı az olur. Bu yapıdaki bir çocuk ödipal döneme yüzeysel bir biçimde girer ve bu dönemden büyüyerek çıkması beklenemez. Biyolojik olarak çocuğun cinsel bölgelerinde dürtüsel bir duyarlılık oluşmuştur ama bu duyarlılık kendisine bir nesne arayacak nitelikte değildir. Zaten çocuğun öfkesi çok yüksek olduğu için, cinsel fanteziler ya öfke içerikli olacaktır ya da insan içermeyecek, tamamen çocukluk mastürbasyonu kalitesinde olacaktır. Bu cinsellik nesnesiz -oto-erotik- bir içerik taşır.
Kız çocuk ve benlik ideali
Kız çocuğun yapılanmasında, ödipal dönemde oluşan “penise haset” duygusunun çok büyük bir ağırlığı vardır. Kız çocuk annesiyle babası arasındaki yakınlığı kıskanmaya başladığında ve sadece kadınların çocuk doğurabileceklerini anladığında, “ben de anne olacağım,” demeye başlar. Daha önce elbiselere, ayakkabılara, makyaj malzemelerine ilgi duyan çocuk bu dönemde bebeklerle oynamaya başlar. Kız çocuklardaki, eksiğini çocuk sahibi olarak tamamlama isteği onları anneliğe hazırlar. Böylece, koşulları uygun olan kız çocuğunun iki temel arzusu oluşur: Anne olmak ve güzel olmak.
Kız çocuğun büyüdüğü ortamda erkek çocuk varsa ve ona daha çok yatırım yapılıyorsa, çocuk bir yandan güzel olmak ve anne olmak isterken, bir yandan da erkeklerin yapabildiği her şeyi yapabilen birisi olmayı seçebilir. Bu kız çocukları diğerlerine göre dış dünyaya daha yöneliktir ve erkek çocuklarla onların oyunlarını oynamayı severler. Kızların erkeklerden bir eksiği olmadığını kendilerine kanıtlamak isteyen bir yapıları vardır; hasetleriyle bu şekilde baş etmeye çalışırlar.
Kız çocuk, dengesini ileride sahibi olacağı bir kocayla kurmaya yöneldiyse, gelecekte kocasının kendisine ait olduğundan emin olmak isteyecektir. Bu onu ya kıskanç yapacak ya da kendisine bağlı olacağından emin olacağı bir eş seçecektir. Bu durumda, “evlenince kocamın pipisi benim olacak ve ben de pipisiz olmaktan kurtulacağım,” diye tarif edilebilecek bir fantezi geliştirir. Gelin olmak, pipi sahibi olmak anlamına gelen bu kutlu günü ifade eder.
Kız çocuğun büyüdüğü ortamda erkek çocuk varsa ve ona daha çok yatırım yapılıyorsa, çocuk bir yandan güzel olmak ve anne olmak isterken, bir yandan da erkeklerin yapabildiği her şeyi yapabilen birisi olmayı seçebilir. Bu kız çocukları diğerlerine göre dış dünyaya daha yöneliktir ve erkek çocuklarla onların oyunlarını oynamayı severler. Kızların erkeklerden bir eksiği olmadığını kendilerine kanıtlamak isteyen bir yapıları vardır; hasetleriyle bu şekilde baş etmeye çalışırlar.
Kız çocuk, dengesini ileride sahibi olacağı bir kocayla kurmaya yöneldiyse, gelecekte kocasının kendisine ait olduğundan emin olmak isteyecektir. Bu onu ya kıskanç yapacak ya da kendisine bağlı olacağından emin olacağı bir eş seçecektir. Bu durumda, “evlenince kocamın pipisi benim olacak ve ben de pipisiz olmaktan kurtulacağım,” diye tarif edilebilecek bir fantezi geliştirir. Gelin olmak, pipi sahibi olmak anlamına gelen bu kutlu günü ifade eder.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)