“Gerçeklik sevgisi” dönemi, hâkim duygunun sevgi olmasıyla ve kişilik örgütlenmesinin sevgi duygusunun gereklerini yerine getirebilecek yeterliliğe ulaşmasıyla oluşur. Sevgi, ruhsal enerjimizin en gelişmiş kısmıdır. Enerjimizin çok büyük bir kısmını kendimizi kötü hissetmekten kaçınabilmek, hayatta kalmayı becerebilmek ve ihtiyaçlarımıza karşılık bulabilmek için kullanırız. Bu hedefleri gerçekleştirmek hiç de kolay değildir. Aksamalar, öfkenin ve korkunun artmasıyla kendini belli eder ve var oluş son derece azaplı bir hale gelir. Oysa ancak öfkenin ve korkunun zorlayıcı baskısından kurtulan insan kendisine sevebileceği bir dünya kurmaya yönelebilir. Bunu yapabilmesi için insanın ruhsal enerjisinin yapıcı, oluşturucu bir niteliğe erişmiş olması gerekir. Bu enerjiyi kullanıma sokan duyguya, sevgi diyoruz.
Meme sevgisinden hakikat sevgisine
Bebek kendisini doğuran annesi tarafından bakılıyorsa, ruhsal yatırım yapabilecek hale ortalama koşullarda 3 ayda gelir ve artık kendince sevmeye başlar. Elbette bu çok ilkel bir sevme biçimidir çünkü bebeğin ilk nesnesi memedir ve sevgisi de ilkin memeye yöneliktir. Meme, bebeği gerginlikten kurtaran, onun öfkesiz hale geçmesini sağlayan nesnedir; bu nitelikler meme sevgisinin ön koşuludur. Bir başka ifadeyle, bebek, onu gerginlikten kurtarıp öfkesiz hale getirdiği, “kendini kötü hissetmekten” kurtardığı için memeyi sever. Bu anlamda, bebek için memeyi sevilebilir yapan, işlevidir. Bebek ister emzirilsin ister mamayla beslensin, onu gerginlikten kurtaran ve rahatlatan bu nesneye yaptığı ruhsal yatırımın adı, “meme sevgisi”dir. Meme emmeyen bir bebek, bu işlevi yerine getiren anneyi meme sevgisiyle sever; bu durumda bizzat annenin kendisi, bebek açısından rahatlatan, gerginlikten kurtaran memedir. Annenin bu vasfı yoksa, çocuk ilişkisiz kalır ve ya otistik olur ya da çocukluk psikozu geliştirir.
hakikat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hakikat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
SON SÖZ
Okur, kitapta yer alan kimi ifadeleri fazla sert veya umutsuz bulmuş olabilir. Doğduğundan itibaren yetimhanede büyümüş bir insanın aile kuramayacağı ya da annelik almamış birisinin anne olamayacağı, şiddet ortamında büyüyen insanların, ortaya koymasalar bile bu şiddeti içlerinde taşıyacakları gibi ifadeler okura acımasızca gelmiş olabilir. Biz insanlar, iyi niyetle çaba göstermenin, çok istediğimiz bir şey için mücadele vermenin, yüce bir amacı gerçekleştirmek için yüksek bir disiplin edinmenin veya bir konuyu iyice bilmenin mutlaka bir sonuç vermesini bekliyoruz. İyi ama irademizin ve çabamızın, iyi niyetimizin veya bilgimizin bu kadar dönüştürücü bir etkisi olduğuna inanmaya neden ihtiyaç duyuyoruz? Belki de bunun cevabı, insan olarak çaresizliğimizi, güçsüzlüğümüzü, acizliğimizi kabul etmek istemediğimizdir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)