enerji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
enerji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Ruhsal alanın oluşması

Yeni doğan bir bebeğin orijinal ruhsal enerjisinin iki temel niteliği vardır: Bir şeye ilgi duymak ve ilgi duyduğu şeyi yok etmek. Bu nitelikleriyle orijinal ruhsal enerjinin en uygun kullanım biçimi, beslenmedir; bu amacın dışında kullanılamaz. Zaten yeni doğan bir bebeğin beslenme dışında yapabildiği şeyler sadece yakalama refleksiyle bağlantılı olanlardır. Yakalama refleksi de beslenme sırasında ağzın yaptığını elin yapması gibidir. Bebek, avucuna değen nesneyi tutar ve kendine ait kılar, ağız ve dudaklar da, kendisine dokunan her şeyi içine alarak kendine katar. Bu benzerliğin nedeni, her iki durumda da aynı enerjinin kullanılmasıdır.
Orijinal ruhsal enerji her an bebeğin ruhsal alanında değildir. Örneğin bebek uyurken enerji ruhsal alandan çekilmiştir, bebek anne karnındaki gibidir. Annesinin kucağında meme emerken bebeğin ruhsal alanında bu beslenmeyi sağlayacak kadar enerji varsa, bebek huzurlu bir biçimde emer, fakat ruhsal alanda gerektiğinden fazla orijinal enerji varsa, bebek huzursuz ve gergindir. Bu noktada, “ruhsal alan” kavramıyla ne kastettiğimi anlatmam gerekiyor.

Orijinal ruhsal enerjinin ayrışması ve dönüşmesi

Ruhsal enerjinin, beslenme dışındaki herhangi bir amaç için kullanılamayan orijinal halinden, hayat içinde çeşitli durumların altından kalkabilmemizi, anne babalık yapabilmemizi, en büyük bağlılıkları yaşayabilmemizi, haz duyarak sevişebilmemizi sağlayacak bir niteliğe dönüşmesi çoğu zaman iç içe geçmiş iki ayrı süreçte gerçekleşir. Bu süreçleri “ayrışma” ve “dönüşme” olarak adlandırmıştım.
Başlangıçta bebeğin yatırım yapabilecek, ilişki oluşturabilecek bir ruhsal enerjisi yoktur; onunki daha çok, yıkıcı bir enerjidir; nesnesini muhafaza edemez. Öfke ve dürtü karışımı halindeki orijinal enerjisi ancak dönüştükten ve ayrıştıktan sonra bebek de annesiyle ilişki kurabilecek hale gelecek ve giderek “bütünleşme ilişkisi” yaşanacaktır. Bu iki yanlı ilişkinin oluşabilmesi için gereken ruhsal malzemeye bebek ancak 3. ayında ulaşır.
Dönüşme sürecinde orijinal ruhsal enerji, bir başka ifadeyle haset enerjisi, bünyesinde eşit miktarda ve birbirinin içinde erimiş halde bulunan öfke ile dürtünün öfke içeriğinin giderek azaldığı bir değişim sürecine girer. Ayrışma sürecinde ise öfkeden tamamen arınmış bir “mutlak/saf dürtü alanı” ile, dürtüden tamamen arınmış bir “mutlak/saf öfke alanı” oluşmaya başlar.

Omnipotansın anneye aktarılamaması

Kişilik organizasyonunun hayatta kalma becerilerinin artırılmasına yönelmesinin ön koşullarından biri, çocuğun 1-1,5 yaş arasında anneyi bırakıp onun yerine dış dünyayı kendisine yatırım nesnesi haline getirebilmiş olmasıdır. Bu sırada dünyayı keşfetme ve fethetme gayreti içerisinde canı fazlasıyla yanan çocuk becerileri arttıkça tehlikelerin de azaldığını fark eder. Daha önce bir çekmeceyi karıştırırken elini sıkıştıran çocuk, bu olmadan da çekmeceyi karıştırabileceğini öğrenir, düşmeden koşabileceğini anlar. Bu deneyimleri yaşamış bir çocukta yeni beceriler geliştirmek ve kendisini geleceğe hazırlamak veya daha önce öğrendiği bir şeyi tekrar ederek pekiştirmek temel amaç haline gelir. Ancak önce, bunu yapamayan çocukların durumuna değinmekte fayda var.
Çocuğun tehlikeleri, öğrenerek ve kendini geliştirerek azaltabileceğini anlayamaması veya bu anlayışı hayata tam olarak geçirememesi, onun dış dünyaya yönelmesini engeller. Bu durum kendisini çocuğun özelliklerinde gösterir. Ortaya çekingen, ürkek, denemekten kaçınan, bu yeni duruma uyum sağlamakta zorlanan, yabancı bir yere gidildiğinde annesinin yanından ayrılmayan bir çocuk çıkar. Bu çocuk dünyanın tehlikeli bir yer olduğunu algılamış ve dünyaya yönelmemeyi seçmiştir çünkü deneyip öğrenmeye, bu sırada canının yanmasını göze almaya cesareti yoktur. Bunun bir başka ifadesi, çocuğun onunla güçlü bir ruhsal bağ kurmuş bir annesinin ve yeterince ayrışmış ruhsal enerjisinin olmadığıdır.
Bu durumda çocuk büyük bir olasılıkla bebeksi omnipotan fantezilerini muhafaza etmek zorunda kalır, kendini devamlı kötü hissetmekten ancak bu fantezilere olan inancını sürdürerek kaçınabilir. Gerçeğe yeterince yönelemez ve “kendini kötü hissetmekten kaçınma” üzerine oturan kişilik örgütlenmesi sürer. Kendisini olduğundan daha yeterli ve mükemmel, hatta insanüstü olarak addetmeyi sürdürmek zorunda kalır.