Doğal olarak, çocuk sahibi olmak isteğimizde bunu kendimiz için yapıyoruz; çocuk için yapmıyoruz ama bu dünyaya geldiğimize pişmansak, bu yüzden anne babamıza öfke duyuyorsak, çocuk sahibi olmak istemememiz beklenir. Elbette çocukların ucuz bir emek, satılacak bir nesne, savaşacak asker, yaşlılık dönemi için bakıcı olarak algılandığı bir dünyada “niye çocuk sahibi olmak istiyoruz?” sorusunun üstünde durmaya değer bir anlamı yoktur.
Hangi zamanda yaşadığımız, hangi ülkede, köyde mi, şehirde mi, ne ürettiğimiz, bunlar hayatımızın her unsuru için temel belirleyiciler elbette ve çocuk dünyaya getirme ihtiyacımızı, isteğimizi de belirliyor. Fakat bu kitabın okurunun içinde bulunduğu dünyaya ve zamana bakacak olursak; soyunu sürdürmek, ölümsüzlük ihtiyacı, kendi yapamadıklarını çocuklarının yapmasına çalışmak, toplumsal statüsünü artırmak, evliliğini kurtarmak gibi ana gerekçelerden söz edebiliriz. Bunların bazıları geçmiş için de geçerlidir. Bunun yanında, her bölgesinin eşit olarak gelişemediği, insanların ya hayatta kalmak ya da çalışmak için onlarca yıldır göç ettiği, her şeyin hızla ve kendine özgü bir biçimde değiştiği bir ülkede ve zamanda yaşıyoruz. Dolayısıyla eskiden olduğunu düşündüğümüz bir sistem yan kapımız ya da öteki mahalle için geçerli olabiliyor.