otonom etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
otonom etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Otonomi ihtiyacı

Çocuğun kaybettiği ve çok özlediği omnipotansını yeni nitelikler kazanarak, annesine muhtaçlıktan kurtularak yeniden oluşturmaya çalışması, otonomi ihtiyacı olarak kendini gösterir. Bu dönemde çocukta annesi için sevilebilir olma ihtiyacı ile otonom olma çabası iç içe geçmiştir. Çocuk, bir yandan sevilebilir olmak için annesine uygun bir karakter geliştirirken ve bununla beraber insanlaşırken, bir yandan da annesine muhtaçlıktan kurtulmak için yeterli olmayı öğrenmeye çalışmaktadır. Çocuğu kendisini geliştirmeye bu kadar açık hale getiren en önemli sebep, korkusudur; bütün bu çabasını yöneten hâkim duygu ise hayatta kalma dürtüsüdür. Anne için sevilebilir olmak kısa vadeli güvenliği oluştururken, yeterli olma çabası uzun vadeli hedefi temsil eder.
Bütün ikili ilişkilerde olduğu gibi, bu dönemde de anneyle çocuğun ilişkisi çocuk açısından bir yandan annenin bir tanesi olma ama bir yandan da anneden kurtulma, bir yandan anneye hayran olma ama bir yandan da ondan üstün olma gibi arzular arasında bocalamayı içerir. İkili ilişkiler, doğası gereği bunaltıcı ve tehlikeli olma potansiyeline sahiptir. Kaçınılmaz bir biçimde anneyle bütünleşerek onun içinde kaybolmakla anneye haset edip onu yok etme korkuları arasında gidip gelen çocuk için otonomi anneden kaçabilme becerisinde olmak, özgür olabilmek demektir ve annenin ya da çocuğun zarar görmeden var olabilmesinin yoludur. Aslında otonomi ilişkiyi tekrar “anne-çocuk-dış dünya” üçlemesine döndürebilmenin tek yoludur.

İnatçılık

İnatçılık dediğimiz özellik, en sağlıklı biçimiyle, anne çocuğun otonom olma ve becerilerini geliştirme arzularına engel olduğunda oluşur fakat bunun dışında pek çok görünümü ve sebebi vardır. Çocuk, istediği bir şey olmadığında ortaya çıkan kendini kötü hissetme duygusu yüzünden uzun süre ağlıyorsa, bunun anlamı bebeksi bir yapısının olduğu ve annenin böyle bir çocuktan daha büyük bir çocukmuş gibi davranmasını beklemekte olduğudur. Bu durumda, çevrenin beklentisinin çocuğun gerçeğine uygun olmadığını söyleyebiliriz. Çevrenin, özellikle de annenin, çocuğu, onun gerçeğini kabul ederek büyütmeye çalışması gerekir.
İnatçılık, çocuğun kendi omnipotansına inandığı ve bu inancını denediği dönemde annenin kısıtlamalarına gösterdiği direnç şeklinde olduğunda son derece sağlıklı bir tepkidir çünkü çocuk ancak kendi omnipotansını deneyip hayat karşısındaki zayıflığını anladıktan ve bu fark edişle omnipotansını annesine aktardıktan sonra büyüyecektir. Annenin çocuğun omnipotansını deneyimlemesine izin vermemesi, çocuğun kişilik örgütlenmesinin bir ileri aşamaya geçmesini engeller. Çocuk, bebeklikten getirdiği altyapı sağlamsa, annesinin kısıtlayıcılığıyla şiddetli bir savaşa girecektir. Dışarıdan bakıldığında inatçılık olarak görülen bu davranış, çocuğun bu dönemden, annenin kısıtlayıcı eğilimlerinden dolayı çekingen ve ürkek bir çocuk olarak çıkmaktansa inatçı bir insan olarak çıkmasını sağlar.