Çocuk omnipotan fantezilerini annesine aktardıktan ve ona yaşamsal bir ihtiyacı olduğunu kabullendikten sonra annesiz yaşayamayacağını, bütün ihtiyaçlarının anne tarafından karşılandığını idrak etmiştir; artık annesinin yanında tamamen güven içinde hissetmekte ve korkuları geçmektedir. Başka bir ifadeyle çocuk, anneye güçlü bir biçimde bağlanabilmiştir. Annesinin kendisine bu kadar iyi geldiğini kabul ettikçe de onu kaybetmekten korkmaya başlar. Annesine bir şey olmayacağına göre, çünkü o Tanrı mertebesindedir, ancak annesi onu bırakırsa annesiz kalacağını idrak eder. Fakat bir yandan da çocuğun, annenin kendisini devamlı koruyabileceğinden emin olamadığı bir dönemdir bu çünkü çocuk annenin sevgisinin içeriğini anlayamamaktadır ve bırakılmaktan korkmaktadır.
Çocuğun bu koşullar içinde oluşan korkusuna, anne tarafından sevilmeme korkusu demek uygun olacaktır. Bu dönemde çocuk, bu koşullar içinde bir yandan annesi için sevilebilir olmaya çalışırken, diğer yandan da “yeterliliğini” artırma ve annesi olmadan da varlığını sürdürebilmeyi öğrenme çabası içindedir.
Bir çocuğun sevilmemekten korkması için, her şeyden önce sevilmiş veya en azından benimsenmiş olması gerekir. Sevilmemeyi ve dışlanmayı korkulacak bir şey olarak algılaması ancak bu durumda mümkündür. Sözgelimi sevgiyi hiç tanımamış, psikopatik özellikler gösteren insanların hem sevgi duygusuna sahip olamadıklarını hem de sevilmemekten korkmadıklarını görürüz. İnsan ancak sahip olabildiği bir şeyi tanır ve sonra da kaybetmekten korkar.