Dürtü, haz kapasitesine sahip değilse bile, yani ayrışmış nitelikteki saf dürtü değil de dönüşmüş nitelikteki enerji bile olsa, yine de kullanılmak ve boşaltılmak ister, hatta mutlaka kullanılmak istenen bir enerji gibidir. Birikmesi, özellikle erkeklerde gerginlik yaratır ve kullanılarak gerginliğin ortadan kalkması rahatlama sağlar. Ancak ayrışmış dürtünün enerjisiyle yaşanan haz rahatlamanın ötesinde bir yaşantı imkânı verir. Dürtünün haz kapasitesinin yüksek olmasıyla yıkıcı öfke oranının azalmış ve dolayısıyla sevme kapasitesinin artmış olması bağlantılıdır. Hatta haz kapasitesi yüksek olan insanların acıya, çeşitli sıkıntılara katlanma güçlerinin daha fazla olduğu da söylenebilir.
Haz kapasitesi yüksek olan kişi sevişirken dürtü nesnesiyle yakın olmak ister ve bütünleşme arzusu duyar. Bir insanın haz kapasitesi ne denli yüksekse, cinsel beraberlik yaşayacağı insanı sevme ihtiyacı da o kadar yüksektir çünkü en rahat ve çatışmasız bütünleşme imkânı bu durumda oluşur, dürtü ve sevgi birlikte yaşanır. Haz kapasitesi düşük, sadece deşarj edilme ihtiyacı duyulan dürtünün sevgiye ihtiyacı yoktur, zaten bu nitelikteki dürtü güçlü bir bütünleşme ihtiyacı da oluşturmaz.
Haz kapasitesi yüksek olan dürtü bir nesneye yönelebilir ve ona bağlanabilir. Öfke içeriği fazla olan dürtü sevmediğimiz, bir yakınlık yaşamadığımız nesnelere de kayar, hatta bazen tavşan gibi, oyuncak ayı gibi yumuşak ve tüylü nesnelere bile yönelebilir. Bu yüzden, istenmeyen, benimsenmeyen veya uygun olmayan insanlara kayan dürtü kişide büyük bir rahatsızlık oluşturabilir. Kişi dürtülerinden o kadar rahatsız olur ki, dürtüleri uyanmasın diye kimsenin yüzüne bakmak istemeyeceği, kimseye yakın durmak istemeyeceği bir duruma girebilir. Bu niteliklerdeki dürtü, özellikle kadınlarda büyük bir suçluluk duygusuna ve kendine yönelik bir hoşnutsuzluğa yol açabilir.
Dürtüler sadece biyolojik bir ihtiyaç olarak ve deşarj amaçlı yaşandığında, mastürbasyon özellikle erkeklerde en uygun yol haline gelir. Bu durumlarda, çoğu zaman dürtünün içeriğinde sapkın veya anal bir içerik de bulunur. Genellikle ruhsal gelişmesi “gerçeklik sevgisine” erişememiş insanlarda mastürbasyonun en önemli cinsel etkinlik olduğunu görürüz. Doyumlu, istikrarlı ve uzun süreli bir cinsel hayatı ancak kalıcı bir sevgi ilişkisi oluşturabilen insanlar yaşayabilir. Bunun için, insanın sevme kapasitesinin ve öfkeden arınmış dürtüsel alanının yüksek olması gerekir. Bu ise bebekliğini sağlıklı yaşamış, yakın olabilmeyi, yakınlık kurmayı becerebilen kişilerde görülür. Yakınlık duygusu her zaman bebeksi dürtünün uyanmasıyla ilgilidir ve sağlıklı bir cinselliğin önemli bir parçası, cinsel isteği besleyen en önemli kaynaktır. İnsan yakın hissetmediği birisiyle kaliteli bir cinsellik yaşayamaz. Yakınlığın eksik olduğu durumlarda cinselliğin hem niceliği hem de niteliği düşer.
Cinsel hayat bir bakıma insanın en zayıf halkasıdır. Her türlü sorun, ister yakınlık oluşturamamak, ister aşırı titizlik, ister mükemmeliyetçilik, ister cimrilik olsun, mutlaka cinsel hayata yansır. Cinsel hayatın sağlıklı yaşanabilmesi için kişinin kendisini bırakabilen, karşısındaki kişiyle bütünleşebilen, doğal olabilen, içinden gelene izin verebilen, performans ve mükemmel görünme kaygılarına düşmeyen birisi olması gerekir. Bütün bunlar da ancak sağlıklı bir temele sahip olan, kendisini ve kendisine benzemeyenleri sevebilen yapıdaki insanlar tarafından yaşanabilir.