Tüketim toplumu aile sisteminin en temel karakteristiği, eşlerin en yüksek yatırımının dış dünyaya olmasıdır. Modern ataerkil sistemde eşler mutluluğu birbirleriyle ilişkilerinde ve birlikte oluşturdukları dünyada ararken, bu sistemde mutluluk dış dünyada elde edilecek başarılarda ve statüde aranır. Elde edilen statü ne kadar yüksekse, o kadar mutlu olunacağına inanılır.
Bu aile sisteminde, her zaman dile getirilmese bile temel inançlardan biri de insanların kalıcı bir ilişki içerisinde birbirlerinden sıkılacakları, her iki tarafın da birbirlerine dürtüsel ilgilerini kaybedecekleri, bir süre sonra kendilerine yeni bir sevgili bulma arayışına girecekleridir. Böylece ortaya ancak başarılı olmakla, yüksek bir statü oluşturmakla mutlu olunacağı ve zaten insanların kalıcı bir sevgi ilişkisi yaşamaya müsait olmadıkları gibi bir anlayış çıkmaktadır. Bu anlayış kalıcı bir sevgiye inanmadığı için zaten baştan aile olma duygusuna ve aile olmak için verilen emeğe inanmamaktadır. Buradaki, “başarının mutluluk getireceği” tezinin aslında doğru olmadığını ortalama zekâsı olan herkes bildiğine göre, bu inanç sadece bir avunma ihtiyacından kaynaklanmaktadır.
Öncelikle bu son derece depresif ve karamsar anlayışın neden bu kadar büyük bir kabul gördüğünü ele almamız gerekir. Her şeyden önce, bir önceki modern ataerkil aile sisteminin “hayatı kadın erkek sevgisi üzerine kurarak mutlu olma” projesinin başarısız olduğunu söylemeliyiz. Bu aile sisteminde eşlerin birbirleriyle ilgili beklentilerine cevap verebilmek için çok yüksek yatırım kapasitesi olan, farklı olanı sevme kapasitesi gelişmiş, bencillikten, rahatına düşkünlükten, kıskançlıktan kurtulmuş olmaları gerekir. Her iki eş de böyle bir durumda kendilerine de uygulayabildikleri yüksek bir ebeveynlik kapasitesine sahip olacaktır ve birbirlerine büyük yatırım yapmış olmalarına rağmen beraberlikleri bağımlılığa dönüşmeyecektir.
Modern aile sisteminde insanlar bu özelliklerde değilseler bir süre sonra birbirlerine karşı öfke biriktirecektir ve ya ruhsal yatırımları öfkeli bir hale gelecek ya da birbirlerinden yatırımlarını çekeceklerdir. Yatırımın öfkeli hale gelmesi, birbirinden ayrılamayan ama “sado- mazoşistik” nitelikler gösteren bir ilişkiyi ortaya çıkaracaktır. Böyle bir ilişkide eline fırsat geçiren öbürünü hırpalar; ilişki bir sevgi ilişkisi olmaktan çıkar. Eğer eşlerin çeşitli aksamaları birbirlerine yaptıkları ruhsal yatırımın çekilmesine yol açıyorsa, gerçekten de birbirlerinden sıkılmaya başlarlar. Her iki durumda da cinsel dürtünün yaşanması olumsuz etkilenir ve çiftin cinsel hayatı bozulur. Her iki cins de dış dünyada kendilerine yeni cinsel eşler arama eğilimine girerler.